Türkiye’nin Sistem Kurma İddiası Ve Gerçek İslam

Türkiye’nin Sistem Kurma İddiası Ve Gerçek İslam
Tepki Ver

Türkiye; dini, dindarı, devleti ve gücü kendi çıkarları, hesapları, dogmaları ve bağlantıları adına istismar eden;

* Siyasal ve/veya ideolojik İslamcılarla,
* FETÖ gibi sözde ılımlı İslamcı yapılarla,
* El Kaide ve diğer radikal İslamcı yapılarla,
* Dini kendi çıkarları için kullanan, kendilerinden başkasını “hak” görmeyen cemaat ve tarikatlarla,
* Mezhepçilikle,
* İslami görünen; ancak krallık, hilafet ve sultanlık gibi tek adama, aileye veya klana dayalı yönetim yaklaşımlarıyla YAPAMAZ.

Bu kaçtığımız ve yüzleşemediğimiz bir gerçekliktir.

Mesele; içte istikrar ve güven, dışta etki ve inisiyatif, insanlığın ve dünyanın geleceği ve mahşerde hesap verme meselesidir.

Bu, içimizde sinsi sinsi gelişen fitne, nifak, şirk ve İslam’ın içine yuvalanmış ruhbanlık meselesidir.

***   ***

Yazıdan önce bir okuyucu yorumu:

– Gerçek Dinler tarihini bilmeyen.
– Gerçek İslam tarihini bilmeyen.
– Gerçek Osmanlı tarihini bilmeyen.
– Osmanlı’nın neden yıkıldığını bilmeyen.
– Gerçek Türkiye Cumhuriyeti tarihini bilmeyen.
– Emperyalizmin ne olduğunu (yeşil kuşak projesini) bilmeyen.
Bu yazıdaki Hakikati anlamaz.

***   ***

Ve yazım:

👇👇👇

Başta Kafkaslar, Orta Asya, Ortadoğu ve Balkanlar olmak üzere bölgesel ölçekte ve küresel düzlemde etkili olmak; kalıcı ittifak, güvenlik ve barış üretmek, sistem inşa etmek; kendi içinde istikrar ve barışı sağlamak isteyen bir Türkiye, dini ve devleti kendi menfaatleri için kullanan, dogmalarıyla hareket eden yapı ve anlayışlarla bunu YAPAMAZ.

* Siyasal ve/veya ideolojik İslamcılarla,
* FETÖ gibi sözde ılımlı İslamcı yapılarla,
* El Kaide ve benzeri radikal İslamcı yapılarla,
* Dini kendi çıkarları için kullanan, kendilerinden başkasını ‘hak görmeyen’ cemaat ve tarikatlarla,
* Mezhepçilikle,
* İslami görünen; krallık, hilafet ve sultanlık gibi tek adama, aileye veya klana dayalı yönetim anlayışlarıyla YAPAMAZ.

Bu tür yapıların halleri, kullanılmışlıkları, çelişkileri ve bağlılıkları ortadadır.

Gerçek Müslüman olmak yerine siyasal İslamcı, mezhepçi veya tarikatçı olmanın sonuçları olur. Hem direnç, hem ret, hem tepki, hem de önlemle karşılaşılır.

Hele ki Sovyet ideolojisinden miras kalan analitik, seküler ve devlet merkezli düşünme genetiği taşıyan, artık son derece pragmatist bir akıl üreten, çok farklı aktörlerle angajman geliştiren Kafkaslar ve Türkistan’da…

Hele ki Arap ve Fars emperyalizminin tarihsel mirasını taşıyan, günümüz emperyalizminin nüfuz mücadelelerine/elemanlamalarına sahne olan ve mezhep fitnesinin ateşinde kavrulan Ortadoğu’da…

***   ***

Din ve bağlı olunan yapı adına güç devşirmekle, dinin ahlakını güç hâline getirmek aynı şey değildir.

Türkiye’nin etki, sistem, barış ve güvenlik inşa edebilmesi için kavramsal ve ahlaki üstünlüğe, teolojik ve jeopolitik akla, ileri görüşlülüğe, adalete ve ileri bir medeniyet tasavvuruna ihtiyacı var.

***   ***

Meselenin ince bir noktası da şu: Herkesi aynılaştıran bir ortak güç oluşturmak değil, farklılıkları bir arada tutabilecek bir ortak zemin oluşturmak.

Bunu da ancak tevhid ve vahdeti; imanı, aklı, vicdanı, bilimi, gerçekliği, insan haklarını ve adil paylaşımı esas alan gerçek İSLAM ANLAYIŞI sağlayabilir.

Diğerleri sağlamaz.

Hatta var olanı da bozar.

Bu, aynı zamanda ülke içinde toplumsal barışı güçlendirir; ortak ülkü, hedef ve idealleri besler; onur, güven ve aidiyet duygusunu artırır.

Çünkü Atatürkçülük, milliyetçilik, özgürlükçülük ve demokratlık, gerçek İslam’ın temelindeki adalet, insan onuru, sorumluluk ve hakikat arayışıyla çatışmaz ve çelişmez.

Çünkü savundukları değerler, doğru yorumlandıklarında, temelde ortak bir zeminde buluşabilir.

Kendi ülkesinde gerçek bir istikrar ürüten böyle bir modeli; yani tevhid ve vahdeti; imanı, aklı, vicdanı, bilimi, gerçekliği, insan haklarını ve adil paylaşımı esas alan gerçek bir İSLAM ANLAYIŞINI, jeopolitik ve stratejik bir akılla birleştirip gösterebilen bir Türkiye’yi başta Kafkaslar ve Türkistan olmak üzere Ortadoğu, Balkanlar, Afrika ve bütün dünya başının üstünde taşır.

Çünkü insanlık binlerce yıldır hakikati, adaleti, güveni, barışı ve anlamı arıyor. Tam bulduğunu düşündüğü sırada, Kitap’ın ve Kitap’taki Peygamber’in söylediklerini hayata geçiremeyen İslam Dünyası; bir tarafta dini iktidarın ve Arap siyasal hâkimiyetinin aracı hâline getiren Emevi ve Abbasi mirasının tartışmalı siyasi-dinî yorumlarına, diğer tarafta Fars siyasi nüfuzunu din üzerinden büyüten Molla rejiminin anlayışına savruldu.

Ardından da kendi içlerinde binbir fırkaya, hizbe, cemaate, tarikata, merciiyet yapılanmasına ve birbirini hakikatin dışına iten yapılara bölündüler.

İşgal ve istilaların, vekâlet savaşlarının, mezhep fitnesi, mezhep savaşları, aşiret isyanları ve iç savaşların İslam coğrafyasında bu kadar kolay karşılık bulmasının başlıca nedenlerinden biri de bu parçalanmışlık ve istismar düzenidir.

Kendi yaramızı saramadık. İnsanlığın yarasına da merhem olamadık.

Oysa Allah’ın Kitabı; kitabı, kâinatı, insanı ve zamanı okumaya ve anlamaya; aklı kullanmaya; vicdanı ve adaleti esas almaya; insanları kendi çıkarlarımız için bölmek yerine hakikatte buluşmaya; kibrin değil, kulluğun sağladığı gerçek özgürlüğe; insan hakkını ve kamu malını yemeye, tahakküme değil, emaneti hakkıyla taşımaya ve adaleti sağlamaya çağırıyordu.

Tevhide inandığını söyleyen, ama tevhidi ve gücü kendi menfaatleri için kullananlar; bunun bedelini yalnızca Müslümanlara ve coğrafyamıza değil, bütün dünyaya, insanlığa ve geleceğe ödettiler.

Ve hâlâ ödetiyorlar.

Benim derdim tam da burada:

Bütün bunları görmüş, yaşamış ve bedeller ödemiş Türkiye, artık meselenin kaynak koduna inebilir mi?

Dini istismar eden yapıların ürettiği tehdidi doğru teşhis edebilir, kendi içindeki yanlışlarla, çelişkilerle, şirk ve nifakla yüzleşebilir; sorunu kaynağında, anlamında ve eyleminde çözebilir mi?

Bütün insanlığa ve geleceğe ışık, umut ve istikamet gösterebilir mi?

Bir yanıyla çok zor; neredeyse imkânsız gibi.

Diğer yanıyla çok kolay.

Çünkü doğru yolda olana Yaradan’ın rızası ve yardımı olduğuna dair bir inancım var.

Dağda yaşamışlığım var.

***   ***

Hakikate dönmek, yanlışı terk etmek ve adaleti ayağa kaldırmak için yeni bir kitaba, peygambere ve din icat etmeye ihtiyacımız yok.

İhtiyacımız olan, Allah’ın gösterdiği istikameti kendi çıkarlarımızın, ihtiraslarımızın ve dogmalarımızın gölgesinden kurtarabilmek.

Doğru yolda yürüyenin istikameti Yaradan’ın rızası, umudu O’nun yardımıdır.

Türkiye’nin önündeki mesele; Kur’an’ın ifadesiyle, Allah ile aldatanların din istismarına, dini ve gücü kendi menfaatleri için kullananlara rağmen İslam’ın hakikatini, ahlakını ve adaletini yaşayarak güven, barış ve sistem inşa etmektir.

Başarabilirsek; aklı, vicdanı ve arayışı olan insanlar da devletler de böyle bir ortak zeminin değerini, anlamını ve vazgeçilmezliğini görebilir.

Türkiye; gerçek hakikati, istikrarı, düzeni, sistemi, barışı ve adaleti arayan; soyut ve somut tehditlerle sarsılan dünyaya, geleceğe ve insanlığa çare arayan insanlara ve devletlere bu yolu gösterebilir mi?

Elbette bunun önünde büyük engeller var.

Kendi mensuplarını, müntesiplerini, bağlılarını, şakirtlerini, müritlerini ve üyelerini hakikatin tek sahibi sayan; kendilerinden başkasına meşru bir varlık alanı tanımayan, kendi içinde bile parçalanmış yapılar bu ortak zemini zaten üretemez.

Çünkü gerçek medeniyet, yalnızca kendi mensuplarına değil, kendisinden farklı olana da adalet üretebildiği ölçüde medeniyettir.

Türkiye’nin asıl büyüklüğü, İslam adına ne kadar güç topladığıyla değil; İslam’ın hakikatini, adaletini ve merhametini ne kadar yaşatabildiğiyle ölçülecektir.

Bunu yapan, en azından yapmaya çalışan Türkiye’ye dost ya da düşman, en azından saygı duyar.

Kavramsal ve ahlaki üstünlük, Türkiye’ye mutlak bir stratejik dokunulmazlık sağlamaz; ama onu yalnızca gücüyle değil, haklılığıyla da etkili olan bir ülkeye dönüştürür. Meşruiyetini, güvenilirliğini ve direnç kapasitesini güçlendirir.

Tepki Ver
Yazar Profili
Abdullah Ağar Tüm Yazılar

Kullanıcıya ait herhangi bir sosyal medya veya iletişim bilgisi bulunmamaktadır.

22 Yazı

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar