Öksüze Kaftan Giydirmekten Evla Olan Durumlar
Yukarıdaki atasözünün tamamı “Hadsize had bildirmek öksüze kaftan giydirmekten evladır” değerli okurlar. Son bir ayda bu köşedeki yazılarımda Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın giderek çığrından çıktığını, birbirlerinin halklarına karşı her gün daha kıyıcı eylemlere girişmelerinin ötesinde bölge ülkeleri için de tehlikenin tırmandığına dikkat çekmiştim. Dahası 6 Ağustos tarihli yazımda Karadeniz’de Türk sahipli gemilere yönelik her iki tarafın saldırılarının Türkiye’de artan kamuoyu tepkisine yol açabileceğine işaret etmiştim. Nitekim gazeteci Abbas Çakar’ın 13 Ağustos 2026 tarihli “Kocaeli Gündem” gazetesindeki köşe yazısındaki bilgilere daha geniş kitlelerin dikkatini çekmek boynumuzun borcu oldu. Bu yazı vesilesiyle 21 Temmuz günü Rusya’nın Taman Limanı’ndan yüklediği kömürü Türkiye’ye taşıyan Türk sahipli MV Reyhan Sarı adlı geminin Ukrayna’ya ait dronlar tarafından vurulduğunu ve saldırıda gazeteci Çakar’ın deniz emekçisi ağabeyi Savaş Çakar’ın hayatını kaybettiğini öğrenmiş oldum.
Kendisine Allah’tan rahmet ve yakınlarına sabır dilerim. Çakar’ın bu yazısında, ilgilenenler için Karadeniz’de yaşananlara dair başka önemli bilgiler de var. 23’ü son bir buçuk ayda olmak üzere Karadeniz’de Türk sahipli ve Türkiye bağlantılı vurulan gemi sayısı 37’ye ulaşmış. Savaş Çakar’ın acı kaybından daha vahim olan ise kardeşi Abbas Çakar’ın konuyu gündeme taşıdığı ilk yazısına Ukrayna’dan geldiği iddia edilen cevabın içeriği ve üslubudur. Geldiği iddia edilen diyorum çünkü siber ortam üzerinden yürütülen provokasyonlar dikkate alınarak Abbas Çakar’a haddini aşmış yanıtı verenin Ukrayna İnsansız Sistemler Kuvvetleri’nin komutanı Robert Brovdi olup olmadığı açıklığa kavuşturulmalı, bunun ardından da icap eden yanıt verilmelidir. Eğer ki Brovdi, Çakar’ın yazısına yanıt verirken şu satırları yazan kişi ise: “Kardeşiniz bu yolu bilinçli olarak seçti. Yaptıkları, Rusya Federasyonu’nun zenginleşmesine katkıda bulundu ve hak ettiğini aldı.”, kendisine ülkesinin yarısının vatanlarını savunmak yerine Avrupa’ya kaçmış bir milletin ferdi olduğunu hatırlatarak işe başlamak gerekir. Savaş Çakar’ın yaşamını yitirdiği alçakça saldırıdan haberdar olmadan önce kaleme aldığım makalede, Türk sahipli gemi ve tekneleri hedef alanlara bir atasözümüzü hatırlatmış ve “El yumruğunu yemeyen kendi yumruğunu değirmen taşı zannedermiş” demiştim. Ukrayna yönetimi Türkiye kamuoyu nezdinde sahip olduğu sempatiyi sürdürmek arzusundaysa bu konuya acilen eğilmesi gerekmektedir.
UKRAYNA NASIL AYAKTA DURDUĞUNU HATIRLAMALI
Ukrayna ile Rusya arasındaki cephe hattı Hazar Denizi’nden Romanya kıyılarına, Baltık ülkelerinden çeşitli suikast operasyonları ve mühimmat fabrikalarına düzenlenen sabotajlarla Avrupa’nın muhtelif kentlerine kadar genişlemekte. At izinin it izine fazlasıyla karıştığı bu ortamda, Kiev yönetiminin yalnızca İngiltere’den, ABD’den ve başka ülkelerden temin ettiği silah ve mühimmatla savaşı sürdürebileceğini düşünmesi saflık olur. Savaşan tarafların Romanya ve Bulgaristan istikametindeki hem deniz hem karadaki enerji hatlarına düzenledikleri saldırılardaki artış hali hazırda Hürmüz Boğazı kaynaklı sıkıntılara yenilerini ekleyecek boyuta doğru ilerliyor. Küresel iklim değişikliği kaynaklı kuraklık da Ukrayna-Rusya Savaşı’ndaki gelişmelerle birleşince Avrupa’ya uzanan tedarik zinciri açısından yeni krizleri gündeme getirmekte. Tuna Nehri’nin seviyesinin Romanya’da 1 metre 80 santim, Sırbistan’ta 1 metre 39 santim, Hırvatistan ile Macaristan’da bir metre 10 santimden fazla düşmesi artık bu nehir üzerinden Ukrayna ile Avrupa arasında mal sevkiyatını imkansız hale getirmiş durumda. Kuraklığın yan etkileri doğu-batı tedarik zincirinde Türkiye’nin Karadeniz kıyısındaki limanlarının ve Türk Boğazları’nın kıymetini her geçen gün artırmakta.
DEMOGRAFİSİ ÇÖKMÜŞ BİR ÜLKE: UKRAYNA
Ukraynalılara bir hususu daha hatırlatmakta yarar var. Yılda 3 buçuk milyon dron yapmak büyük bir başarı olabilir ama aynı sürede nüfusunuza 3 buçuk milyon kişi ekleyemezsiniz. 1991’de bağımsızlığını ilan etmesinden bu yana Ukrayna’nın nüfusu yüzde 45 azaldı. Savaş öncesinde 52 milyon olan nüfus şu anda Kiev yönetimi tarafından kontrol edilen topraklarda 29 milyona gerilemiş durumda. 7 milyon Ukraynalı ülkelerinin dışında yaşıyor ve yapılan son araştırmalar, bu insanların yarısından fazlasının savaş bitse dahi ülkelerine dönmeyi düşünmediklerine işaret ediyor. Ukrayna, savaştaki kayıplarından daha fazla insanını şu anda göç nedeniyle yitirmekte. Her ay Ukrayna’yı terk edenlerin sayısının 100 ila 150 bini bulduğu tahmin ediliyor. Ukrayna’da doğum oranı da rekor seviyede gerişemiş ve 0,9 seviyesine düşmüş durumda. Yani Ukrayna’daki ölüm oranı doğum oranının üç katına yükseldi. Ukraynalı uzmanlara göre ülkenin bir daha 50 milyonun üzerinde bir nüfusu görmesi kolay kolay mümkün olmayacak. Yaklaşık 30 milyonluk bir nüfusla, eğer savaş biterse ülkeyi yeniden ayağa kaldırmaları gerekecek.
Zorla askere alma politikası geçen ay Genelkurmay Başkanı Oleksandr Sırskiy’in koltuğuna mal olmuştu. Cephede savaştıracak kimseyi bulamayan Ukrayna’nın insansız sistemlerle dengeyi sağlama çabasının da sınırlı olduğunu belirtmek lazım. İnsan kaynağında yaşadığı sorunlar nedeniyle cephe hattını tutmakta zorlanan Ukrayna, henüz 3 gün önce Donetsk bölgesinde Andreyevskaya Obşçina ile Zaporijya bölgesindeki Novosoloşino yerleşim birimlerini kaybetti. 18 Ağustos’ta ise Donetsk bölgesindeki Orehovatka ve Krasnopodolye’nin kaybedildiği haberleri geldi. Yani size sesleniyor olsam da değerli Yeşilgiresun okurları, bu yazının ulaşması muhtemel Ukraynalı yetkililerin savaş sonrasında ülkelerini yeniden ayağa kaldırmak için Türkiye’ye ihtiyaçları olduğunu unutmamaları gerekiyor. Bugün Kiev’in eline silah tutuşturanların hiçbirinin bu fırtına sona erdiğinde bir bardak su dahi vermeyecekleri coğrafyamızda defalarca alınmış bir derstir.