İngiliz gazetesi Telegraph: “İran savaşının gerçek kazananı Erdoğan oldu”
Birleşik Krallık merkezli Telegraph gazetesi, Sophia Yan imzasıyla bugün yayımladığı yazıda İran savaşının Türkiye’nin iç ve dış siyasetine etkisini inceledi.
“İran savaşının gerçek kazananı Erdoğan oldu” başlıklı haber, “Türkiye Cumhurbaşkanı dünyanın dikkati başka yerdeyken muhalefete güçlü bir baskı uyguluyor” ifadesiyle başlıyor.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a açtığı savaşın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hem iç cephede hem de uluslararası arenada yaradığı öne sürüldü.
Özgür Özel’in yargı kararıyla CHP Genel Başkanlığı koltuğundan indirilmesinin ardından polisin göstericilere müdahale ettiği hatırlatıldı.
Ekrem İmamoğlu’nun “suç örgütü lideri” olmakla suçlandığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasının İran savaşının patlak vermesinden 9 gün sonra başladığı haberde anımsatıldı.
Pek çok kişinin anamuhalefete yönelik bu hamleleri, medeni ve siyasi özgürlüklerin bitişi gibi gördüğü belirtildi.
Buna karşı Birleşik Krallık’taki İşçi Partisi de dahil olmak üzere Batı’dan ciddi bir ses yükselmediği vurgulandı.
Erdoğan, artan enflasyonla popülaritesini yitirmeye başladığı için bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde muhalefete yönelik baskıların arttığı öne sürüldü.
İktidarın, İran savaşı sayesinde uluslararası camiadan tepki görmeden demokrasiyi geriletme imkanına sahip olduğu iddia edildi.
Washington merkezli Ortadoğu Enstitüsü’ndeki Türkiye programının kurucu direktörü Gönül Tol’un şu yorumuna yer verildi:
“Erdoğan için mükemmel bir uluslararası ortam var. Tüm bu jeopolitik şoklar, ülkedeki demokrasi alanından geriye kalan ne varsa orada Erdoğan’ın istediğini yapmasına imkan tanıyor ve ona daha da cesaret veriyor.”
Donald Trump liderliğindeki ABD’ye duyulan güvenin azalmasıyla birlikte güvenlik ve diplomaside bir boşluk yaşandığını hatırlatan Tol, “Bu durum, Erdoğan için elverişli koşullar yaratıyor. Öyle ki Avrupa ülkeleri, NATO müttefikleri, bölgedeki komşular ve hatta Afrika ülkeleri dahi Erdoğan’la çalışmak zorunda olduklarını hissediyor” dedi.
Irak ve Endonezya gibi farklı ülkelerin Türkiye’den hava savunma sistemi ve SİHA aldığına dikkat çekildi.
Portekiz’in iki adet denizde ikmal ve lojistik destek gemisi siparişi vermesiyle, Türkiye’den bir NATO ve Avrupa Birliği üyesi ülkeye ilk askeri deniz platformu ihracatının gerçekleştirildiği hatırlatıldı.
ABD’den sonra NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip Türkiye’nin, drone satışlarının artışıyla birlikte dünyanın en büyük 11. silah ihracatçısı olduğu bildirildi.
NATO zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanan Erdoğan’ın Türkiye’yi enerji ticaretinde de kilit bir aktör haline getirmeye çalıştığına vurgu yapıldı.
Telegraph’ın haberi, Tol’un şu ifadeleriyle bitirildi:
NATO’nun demokratik dünyanın savunma örgütü olarak tanımlandığı bir dönem vardı ama bunun sürdüğünü söylemek artık pek mümkün değil. Bu ülkeler, yani Batılı ülkeler ve NATO müttefikleri, Türkiye gibi ülkelerdeki demokratik erozyona ve otoriterleşmeye giderek daha az dikkat edecek ve ‘Drone üretebiliyorlar mı?’ ya da ‘Üretim için güçlü bir altyapıya sahipler mi?’ gibi daha teknik meselelere odaklanacak.
Otokratların zihnindeki en önemli mesele her zaman rejimlerinin ayakta kalmasıdır. Rejim tehlikeye girdiğindeyse kendilerini uluslararası anlaşmalarla sınırlamazlar, size sadık da kalmazlar. Onları istikrarsız müttefikler yapan da budur.
KAYNAKLAR: Independent Türkçe, Telegraph, AA