“Fidan’ın Moskova temasları bir krizi önlemeye yönelik olabilir”
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Rusya ziyareti yalnızca diplomatik gündem açısından değil, aynı zamanda güvenlik ve istihbarat boyutuyla da dikkat çekti.
Elbette bu görüşmelerin kamuoyuna açıklanmış belirli bir gündemi yok. Ancak Türkiye Dışişleri Bakanı’nın Rusya’nın üç kritik istihbarat kurumunun başkanlarıyla görüşmesi son derece önemlidir ve aynı anda birden fazla anlam taşıyor olabilir.
Burada söz konusu isimler şunlar:
– Aleksandr Bortnikov: Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB) Başkanı. Görev alanı ağırlıklı olarak iç güvenlik ve terörle mücadeledir.
– Sergey Narışkin: Rusya Dış İstihbarat Servisi (SVR) Başkanı. Gizli diplomasi, stratejik istihbarat ve jeopolitik analiz alanlarından sorumludur.
– Igor Kostyukov: Rus Genelkurmayı Ana İstihbarat Müdürlüğü’nün (GRU) Başkanı. Bu alan doğrudan savaş, özellikle Ukrayna’daki çatışmalar ve askerî operasyonlarla bağlantılıdır.
Bu açıdan bakıldığında görüşmelerin, istihbarat, güvenlik ve dış politikanın kesişiminde bulunan son derece kritik konular üzerine yoğunlaştığı düşünülebilir.
Bir dışişleri bakanının aynı anda bu isimlerle görüşmesi, rutin diplomatik temasların ötesine geçen bir durumdur. Bu, en hassas bölgesel ve askerî-siyasi dosyalar üzerinde koordinasyon anlamına gelebilir.
Bana göre görüşmelerin merkezinde ilk ve en belirgin başlık, Ukrayna savaşı ve Karadeniz güvenliğidir.
Son dönemde Karadeniz’de askerî faaliyetlerin genişleme riskiyle ilgili çok ciddi gelişmeler yaşanıyor. Bu durum enerji güvenliğiyle de doğrudan bağlantılı.
Karadeniz’de insansız hava araçlarıyla gerçekleştirilen saldırılar, gemilere yönelik tehditler ve benzeri riskler öne çıkıyor. Bu nedenle Karadeniz’de istihbarat paylaşımı, risk takibi ve istikrarsızlaştırıcı faaliyetlere karşı koordinasyon önemli bir gündem maddesi olabilir.
Bunun yanında NATO ve ABD’nin özellikle Romanya üzerinden Karadeniz’deki faaliyetleri ve nüfuz artırma girişimleri de muhtemelen görüşülmüş konular arasındadır.
İkinci önemli başlık Güney Kafkasya’dır.
Bölge son dönemde Çin, Rusya, İran, Batı, Türkiye ve Türk Dünyası’nın çıkarlarının kesiştiği bir alan hâline geldi. Bu nedenle Güney Kafkasya bugün jeopolitik rekabetin en önemli sahalarından biridir.
Özellikle Ermenistan’daki seçimler ve seçim sonrasında ortaya çıkabilecek tablo, bunun jeopolitik, stratejik ve askerî güvenlik sonuçları büyük önem taşımaktadır. Pek çok aktörün dikkati şu anda bu bölgeye yönelmiş durumdadır.
Bir diğer önemli unsur İran krizidir.
Bu, İran ile ABD arasındaki gerilimleri, İran-İsrail çekişmesini ve bunların sonuçlarını kapsamaktadır. Bu süreçler Güney Kafkasya’yı da etkileyebilecek ciddi bölgesel sonuçlar doğurabilir.
Özellikle Hazar havzasında ortaya çıkabilecek yeni güç dengeleri dikkatle izlenmektedir.
Bir sonraki başlık ise Suriye dosyasıdır.
Türkiye ve Rusya’nın Suriye konusunda uzun yıllardır oluşturduğu önemli koordinasyon mekanizmaları bulunmaktadır.
Öte yandan İsrail’in Suriye’deki etkisini, bu etkinin ülkenin geleceğine olası yansımalarını ve Rusya’nın Suriye’deki gelecekteki rolünü göz ardı etmek mümkün değildir.
Bu başlıkların her biri birden fazla bölgede güç dengelerini etkileyebilecek önemdedir.
Bu görüşmelerin, Türkiye-Rusya ilişkilerinde ortaya çıkabilecek bir krizi önceden engelleme amacı taşıdığı söylenebilir mi?
Bence bu, meselenin en önemli noktalarından biridir.
Az önce saydığımız tüm başlıklara ek olarak, bu görüşmeler yaklaşan bir krizi önceden öngörmek ve onu engelleyecek tedbirleri geliştirmek amacı taşıyor olabilir.
Bilindiği gibi son dönemde Türkiye-Rusya ilişkilerinde belirli hassasiyetler ve zaman zaman hissedilen bir soğuma yaşanıyor.
Bu açıdan bakıldığında Moskova ve Ankara’nın, kontrol, koordinasyon ve risk yönetimine dayalı yeni mekanizmalar geliştirmeye çalıştıkları düşünülebilir.
İkili ilişkiler çok sayıda manipülasyon girişimine maruz kalıyor. Bu nedenle böylesine üst düzey temaslar, olası krizleri erken tespit etmek ve önlemek açısından büyük önem taşımaktadır.
Başka bir ifadeyle, iki ülke arasında özellikle istihbarat kurumları üzerinden doğrudan iletişim kanallarının güçlendirilmesi kritik bir unsur hâline gelmektedir.
Bu; yanlış anlamaların önlenmesi, istihbarat paylaşımı ve muhtemelen çeşitli alanlarda yeni koordinasyon mekanizmalarının oluşturulması açısından gereklidir.
Türkiye’nin son dönemdeki diplomatik pozisyonuna gelince…
NATO Zirvesi öncesinde Türkiye aynı hafta içerisinde:
– ABD ile temaslarını sürdürüyor,
– Rusya ile görüşüyor,
– Ukrayna ile diyalog kuruyor,
– Suriye ve İran dosyalarında etkili olmaya çalışıyor,
– Güney Kafkasya’da ise yoğun rekabet ve belirsizlik ortamını yönetmeye çalışıyor.
Bütün bunlar Türkiye’nin kendisini yalnızca tek bir blok içerisinde konumlandırmak istemediğini gösteriyor.
Türkiye bunun yerine, rakip güç merkezleri arasında bilgi akışlarını yöneten ve kriz yönetiminde rol alan merkezi bir aktör olmayı hedefliyor.
Bu yaklaşım, Türkiye’nin giderek daha fazla “dengeleyici, arabulucu ve kriz yöneticisi” bir güç olarak hareket ettiğini ortaya koymaktadır.