Etniki Eterya’dan Bugüne Bir Adım İlerleme Yok
Etniki Eterya, her ne kadar Yunanistan’ın inşası için 1814 yılında kurulmuş olsa da, özünde 1770 yılında Çeşme Deniz Savaşı ile başlayan, 1821’de Tripoliçe ( Mora ) Katliamı ile devam eden ve 1897 Girit Katliamı ile sürecek olan, Avrupa topraklarındaki Türk-Müslüman-Osmanlı kimliğini yok etme operasyonunun en önemli enstrümanıydı. Bu enstrüman ilerleyen yıllarda Kıbrıs Adası’nda EOKA terör örgütü ve Makarios’un şahsında varlığına yeni bir anlam kazandırdı. Günümüzde ise Miçotakis yönetimindeki Yunanistan, gözünü yalnızca Enosis ile Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamanın ötesinde Doğu Akdeniz’i tamamen İsrail’e teslim edecek bir uşaklık misyonunu yerine getirmeye dikmiş durumda. Geride bıraktığımız 29 Nisan’ı 30 Nisan’a bağlayan gece, Gazze’deki soykırıma dur demek için Barselona ve Sicilya’dan yola çıkan Sumud Filosu’nun Girit Adası’nın batısında İsrail saldırısına uğraması, Atina ile Tel Aviv arasında 2010 yılından itibaren Doğu Akdeniz’de gelişen işbirliğinin hangi noktaya vardığının açık kanıtıdır. Yunanistan eski Maliye Bakanı Yanis Varufakis’in bu saldırıya dair tespiti bir başka ülke vatandaşının söz söylemesine gerek bırakmayacak kadar nettir. “İsrail gemileri ve dronları Girit kıyılarında tekneleri taciz ediyor. Yunan hükümeti ya suç ortağı ya da denizlerimizi İsrail’den korumaktan aciz”.
YUNANİSTAN İSRAİL’İN VASALI OLMA YOLUNDA İLERLİYOR
2025 yılında İsrail ile İran arasındaki 12 Gün Savaşı sırasında Netanyahu’nun uçağının ve İsrail’in sivil havacılık filosunun otopark kahyalığını yapmıştı Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan. Peki ne uğruna? Kendilerini Türkiye’den koruyacağına inandıkları ve İsrail’den edinecekleri 3 milyar avroluk silah sistemleri karşılığında. Bu alışverişe Yunanistan’ın İsrail’den satın aldığı Predator adlı casus yazılım ile 6 Nisan 2026’da imzalanan 650 milyon avroluk askeri anlaşmayı de ekleyelim. Bu anlaşma ile Yunanistan, 36 adet çok namlulu roket atar sistemi, 300 kilometre menzilli güdümlü füzeler, insansız hava araçları ve bu sistemler için 10 yıllık bir destek paketi satın aldı İsrail’den. 2008 yılındaki küresel ekonomik kriz sırasında sefil olan bir ülkenin yalnızca İsrail’e değil, Fransa ve Almanya’ya da silah alımı için milyarlarca dolar saçmasının Brüksel tarafından sorgulanmıyor oluşu da konunun bir başka ilginç boyutu. Yunanistan ve GKRY İsrail ile giriştikleri silah ticareti yalnızca insanlık değerleri ve ahlakını satmakla da kalmadılar. Sefa Karahasan’ın 5 Mayıs tarihinde Milliyet gazetesinde yayımlanan haberine göre Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Hristodulidis, Güney Kıbrıs’ta aralarında terk edilmiş Türk köylerinin de bulunduğu çok sayıda köyü ve mülkü toptan İsrail’e satmış durumda. GKRY lideri, hakkındaki yolsuzluk iddialarının ortaya saçılmasını herhalde İsrail ile yapacağı işbirliği sayesinde durdurmayı umuyor. Gazeteler
“SİZ İSRAİL’İ DEĞİL İSRAİL SİZİ SEÇTİ”
Yunanistan ve GKRY’nin nasıl bir çukurun içerisinde debelendiklerine dair en isabetli tespiti hafta başında kitabının tanıtımı için Yunanistan’a giden Birleşmiş Milletler Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese yaptı. Albanese Yunan hükümetine seslenerek, “Zannediyorsunuz ki, kadim düşmanınıza ( Türkiye ) karşı güvenliğinizi temin edeceği ümidiyle İsrail’i siz seçtiniz. Hiç sanmıyorum. Bilakis İsrail sizi seçti. Ve İsrail sizin korkularınızı ve güvenlikle ilgili endişelerinizi sömürecek. Bu İsrail’in bölgesel hakimiyetini tesis etmek için uyguladığı bir yöntem. Albanese, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki soykırımını her platformda dile getirdiği için Netanyahu ve hükümetinin hedefi haline gelmiş bir isim. Yani Hristodulidis ile mukayese edilemeyecek kadar insanlık değerlerine sahip çıkıyor. Bu uğurdaki mücadelesi nedeniyle ABD’nin yaptırımlarına maruz kaldı. Bankalardan para transferi yapamıyor hatta herhangi bir otelde rezervasyon yaptırma ihtimali dahi yok. Mossad’ın kendisine ve ailesine yönelik doğrudan tehditleri de cabası.
İsrail-ABD ikilisinin İran’a karşı başlattığı savaş 2010 yılında EastMed Enerji Projesi kisvesi altında Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye karşı kurulan ittifakın paydaşlarının maskelerinin ortadan kaldırılmasına hizmet etti. Birleşik Arap Emirlikleri’nin OPEC’ten ayrılması, öncesinde Yemen sahasında Suudi Arabistan ile çatışacak noktaya gelmesini de Türkiye aleyhtarı kurulan cepheden bağımsız olarak düşünmek mümkün değil.
LÜBNAN’DAN TASFİYE EDİLEN FRANSA’NIN GKRY AŞKI
Bir de bu cephenin bölge dışından diğer paydaşı Fransa meselesi sözkonusu. Fransa’nın son günlerde GKRY ile güvenlik anlaşması imzalayarak Kıbrıs Adası’na nüfuz etme girişiminin temelinde de İsrail tarafından Lübnan’dan tasfiye edilmesi yatıyor. İsrail’in Mart ayında başlattığı Lübnan’daki yeni işgal süreci Doğu Akdeniz’de 400 milyar metreküpten fazla doğalgaz barındıran eden Kana doğalgaz sahasındaki Fransız çıkarlarına da damga vurmak üzere. Bu sahanın sınırları hususunda İsrail ve Lübnan 2022 yılında anlaşmaya varmışlardı. Bugün İsrail’in Lübnan’ın güneyini işgal ederek çizdiği sarı hattın denizdeki izdüşümü Fransız enerji şirketi Total tarafından işletilen sahanın Lübnan kısmının da tamamen İsrail kontrolüne geçmesini beraberinde getiriyor. Bölgedeki çıkarlarının ağır bir darbe aldığını gören Fransa ise GKRY’nin Türkiye düşmanlığı duygularını okşayarak askerlerinin adaya ayak basmasının yolunu arıyor. GKRY de tabii ki Fransa’nın düştüğü durumdan sonuna kadar yararlanmanın peşinde. Böylece bir AB ülkesinin silahlı kuvvetlerinin Kıbrıs’ta kalıcı olmasını sağlayarak Türkiye’ye karşı aklınca yeni bir koruma kalkanı elde edecek.
Evet, Körfez bölgesinde uçuşan füzeleri seyrederken bir yandan da yerde ve denizlerde neler olup bittiğine dikkat kesilmemiz gereken günlerdeyiz.