AKP’li Metin Külünk: “AK Parti içinde bir grup Erdoğan yenilgisinin zeminini hazırlıyor”

AKP’li Metin Külünk: “AK Parti içinde bir grup Erdoğan yenilgisinin zeminini hazırlıyor”

AK Parti’nin 2021’deki Merkez Karar ve Yönetim Kurulu’nda (MKYK) görev alan Metin Külünk, partisine yönelik eleştirilerini sürdürüyor.

T24‘ten Cansu Çamlıbel‘e konuşan Külünk, AK Parti içinde ‘Londra-Tel Aviv hattından beslenen bir grubun’ Erdoğan yenilgisinin zeminini hazırladığını iddia etti.

2024’ten beri sandıkta Erdoğan hezimeti için çalışıldığını öne süren Külünk, “Mutlan butlan kararından sonra Özgür Özel’e CHP’yi teslim etmek için ilgili kurumlara müdahale ederek ya da iletişim kurarak ilerliyorlar” dedi.

İŞTE SÖYLEŞİNİN ÖNEMLİ BÖLÜMÜ

Metin Külünk, Millî Görüş geleneği içindeki en sert damarlardan biri olan Akıncılar Derneği içinde yetişmiş bir siyasetçi. Kuruluşundan itibaren Adalet ve Kalkınma Partisi’nde İstanbul İl Teşkilatı Başkanlığı dahil önemli görevler yaptı. 2011-2018 yılları arasında üç dönem milletvekili seçildi. 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimine karşı sokağın örgütlenmesinde rol oynadığı konuşuldu. En son AKP’nin 2021’deki MKYK’sında görev aldı. Suç örgütü lideri Sedat Peker’in 2021 yılındaki ifşa videolarında ismi geçen siyasetçilerden biri olduğu için o gün bugündür Peker’le ilişkisi tartışılıyor. Hatta o sürecin ardından ‘tasfiye’ edildiği de söylendi. Kendisi tasfiye iddiasını kabul etmese de artık aktif görevde değil. Partisine yönelik eleştirilerini sosyal medya aracılığıyla paylaşıyor, YouTube’da dikkat çeken yayınlar yapıyor. Ancak yine de Cumhurbaşkanı Erdoğan’a toz kondurmuyor. O açıdan hâlâ “reisçi” olduğunu varsayabiliriz.

Kendisiyle Türkiye siyasal tarihinin bu anında söyleşmek istememin temel sebebi aktif görevde olan Adalet ve Kalkınma Partililerin bu tür derinlikli konuşmalardan itinayla kaçıyor olmasıydı. Nitekim telefon ettiğimde esprili bir biçimde “Ben arkadaşların eksiğini kapatmaya çalışırım” dedi. Bu arada söyleşi için sözleştiğimiz gün Instagram hesabından yaptığı fotoğraf paylaşımı dikkatimi çekti. 1994 seçimleri sırasında üstü açık bir arabanın üzerinden halkı selamlayan Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan ve yanında Tayyip Erdoğan, arabanın kaputunda ise Metin Külünk oturuyor.

AKP’li Metin Külünk: AK Parti içinde Londra-Tel Aviv hattından beslenen bir grup Erdoğan yenilgisinin zeminini hazırlıyor; aynı akıl CHP'yi Özel'e teslim etmek için devrede

Bu söyleşinin pek çok manşeti olmakla beraber bana kalırsa en kıymetli tarafı hükümetin 2013’ten bugüne en kritik siyasal anlarda sarıldığı “üst akıl” ya da “dış üst akıl” ya da “dış mihrak” söyleminin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha göstermiş olmasıdır. Zira Metin Külünk’e göre Ekrem İmamoğlu’nu Tel Aviv-Londra hattındaki bir akıl, bir “proje” tasarımı olarak Türkiye’nin gündemine sokmuş. Külünk bu iddiada bulunurken nedense ABD’nin ismini geçirmiyor. Sonra dönüp dolaşıyor ve ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Thomas Barrack’ın “Osmanlı millet sistemi” konusundaki çıkışlarını yeni bir Siyonist bölge tasarısı olarak eleştiriyor. Hatta hükümetin Barrack’a bir yanıt vermiyor olmasına kızıyor. Sonra Türkiye’de bir sonraki seçimleri kimin kazanacağını düşündüğünü sorduğumda “Ben bu sürecin Sayın Cumhurbaşkanımızla geçirileceğini görüyorum” diyor. “Bu süreç” dediği de dünya sisteminin yeniden tanımlanması! Yani Külünk’ün atıfta bulunduğu “üst akıl” İmamoğlu projesini devreye sokmuş ve başarılı olmasını istemiş ama ne hikmetse yeni dünya düzenini Erdoğan’sız kuramazmış.

Külünk’ün “dış üst akıl” teorisine göre Ekrem İmamoğlu projesi için çalışanlar arasında Adalet ve Kalkınma Partililer de var. Hatta öyle ki bu kişiler – isim vermiyor- 2024’ten beri sandıkta bir Erdoğan hezimeti için çalışıyorlar. Havlu atmış da değiller, “mutlan butlan” kararından sonra Özgür Özel’e CHP’yi teslim etmek için ilgili kurumlara müdahale ederek ya da iletişim kurarak ilerliyorlar. Sizi söyleşiyle baş başa bırakmadan önce Ankara’da Külünk gibi düşünen başkaları olduğuna şahit olduğum bilgisini bir not olarak düşmüş olayım.

“Düşünün ki Türkiye’nin pek çok şeyi başardığı bir ortamda gençler çekip gitmeyi düşünüyor, gençlerin bu güvensizliğinin kökenini sorgulamak zorundayız”

-19 Mart 2025’te Ekrem İmamoğlu ve arkadaşları tutuklandığından beri toplumun ve gençlerin nabzını ölçen pek çok kamuoyu araştırması yapıldı. Bulgular az çok benzer. Toplum Türkiye’nin geleceğinden umutsuz. MAK Araştırma’nın 19 Mayıs 2026 tarihli araştırması da net olarak ortaya çıkardı bu durumu. Araştırmadan iki gün sonra mahkemeden CHP’nin seçilmiş yönetimini indirip eski yönetimi yönetime oturtan “mutlak butlan” kararı çıktı. Dolayısıyla henüz bu siyasi müdahalenin sonuçlarının sahaya nasıl yansıdığını da bilmiyoruz. Ama MAK Araştırma diyor ki; “Başka ülke vatandaşlığı verilse Türkiye’yi etmeyi düşünecek gençlerin oranı yüzde 64.” Dahası gençlerin yaklaşık yüzde 75’i işe alımlarda liyakatin dikkate alınmadığını, kayırmacılık olduğunu düşünüyor. Aynı gençlerin siyasete iktidar eliyle müdahale ediliyor olmasını görmeme ihtimali var mı sizce?

Türkiye’de hiçbir gelişmeyi siyasetten bağımsız düşünmek mümkün değil bir kere. Biz toplum olarak siyasete doğan bir milletiz. Severiz, ilgimiz yüksektir. Dolayısıyla hiçbir gelişmeyi siyasetsiz okumak mümkün değil. Yani toplumun bu gelişmeleri birbirinden bağlantısız düşünmemesi gayet normal. Kritik soru şu ise şu; siyaset toplumu anlıyor mu? Ben özellikle son üç yıldır bütün partilerin toplumla bağının zayıfladığını görüyorum. Ve karşılıklı olarak zihin dünyamızın kapıların birbirine kapatıldığını görüyorum. Bu çok tehlikeli. Çünkü biz aynı vatanda yaşıyoruz, siyaseten farklı düşünebileceğimiz ama birbirimize bağlıyız. Siyasetin kuantum kavramını keşfetmesi lazım. Birbirimize bağlılık noktalarımızı çoğaltmamız lazım. Siyaset yukarıda bunu yapmadığı zaman sizin ifade ettiğiniz rakamları görürüz. Hadi bunların bir kısmını abartı diyelim. Diyelim ki gençlerin yüzde 50’si söylediğiniz şekilde düşünüyor. Bu siyasetin gereken dili üretemediğinin yeterli göstergesidir. Ben sokaktayım ve gençlerle iç içeyim, bu durumu sokakta da görüyorum. Gençlerin özellikle sosyal medya üzerinden karşı karşıya kaldıkları psikolojik operasyonlar da Türkiye’nin kendi iç dinamiklerinden kaynaklanan istikrarsızlıklar da onları çok etkiliyor.

-Etkilemenin ötesinde bir şey söylüyor bahsettiğim araştırma verisi; Türkiye’deki genç nüfusun yüzde 64’ü derhal ülkeyi terk etmeye hazır!

Bu rakam o araştırmanın söylediği gibi değil de velev ki yüzde 20 olsun o dahi düşündürücü olurdu. Düşünün ki Türkiye’nin birçok şeyin başardığı bir dönemde gençlerimiz bunu düşünüyor. İşte Türkiye’nin savunma sanayindeki başarılar ortada. Türkiye kendi çipini geliştirme sürecinde. Keza uzayla ilgili çalışmalar Türkiye’nin gündeminin merkezine konulmuş.

-Metin Bey, Kuzey Kore de nükleer silah üretebiliyor. Bu tür ülkeleri referans alacaksak tamam.

Bütün bunları başaran bir Türkiye’de bu gençlerin neden yüzde 64’ü “Türkiye’nin dışında bir fırsat olursa ben çeker giderim” cümlesini söylüyor? Bu sorunun yanıtını ve bu düşüncenin köklerini bulmak zorundayız. “Bu gençler bu başarıyı anlamıyor” demek çözüm değil. Gençler neden güven duymuyor? Neden iktidar ile gençler arasındaki mesafe açılıyor? Tabii ki hepsi için değil bu. Mutlaka Cumhur İttifakı’na yönelen önemli bir blok var gençlerin içinde. Ama onlar dışındakilerin öfkesini, eleştirisini, kızgınlığını, ümitsizliğini sorgulamamız gerekiyor.

“Tsunamiye dönüşecek şekilde alttan gelen dip dalgayı gücü elinde bulunduran bir tane arkadaşımız görüyor mu?”

-Bu sorgulamayı yapmamız gerekiyor derken “siz” kimsiniz?

Biz, Cumhur İttifakı. Bizim bir sosyal araştırmalar ve değerlendirmeler merkezimiz olmalı. Ve şu soruları sormalı; “Neden gençlerin bir kısmı neden bu kadar öfkeli? Neden bir kısmı bu kadar ümitsiz? Neden bir kısım bu kadar nefret ediyor?” Benim gözlemime göre bugün gençleri umutsuzluğa sürükleyen temel problemlerden birisi liyakat ve ehliyet eksikliği. Devlet, liyakat ve ehliyete dayalı, hak ve adalete dayalı, ahlaka dayalı dayalı bir paradigmayla buluşmak zorunda. Ben sokakta yaşayan bir insanım, ofisimde haftada en az 200 misafir ağırlıyorum. Bana gelen aileler çoğunlukla iş bulmada yardım istiyor. İyi eğitim alan, sınavlarda iyi puan alan çocuklar mülakatlarda eleniyor. Bunu yaşayan ailedeki yıkımı, o çocuktaki hayallerini kaybetmenin verdiği negatif psikolojiyi bizim tedavi etmemiz çok kolay değil. Toplumdaki bu dip dalganın aslında bir tsunamiye dönüşebilecek şekilde alttan yukarı doğru gelmekte olduğunu gücü elinde bulunduran bir tane arkadaşımız görmüyor mu?

“Saraçhane’deki gösterilerde muhafazakâr ailelerin çocukları vardı, Ak Partililerin çocukları vardı”

-Bu dikkat çektiğiniz liyakat sorunsalına bir de diploma krizini ekleyebilirsiniz belki. Zira 19 Mart 2025’ten itibaren üniversite gençliğini protestoya iten şeylerden başında Ekrem İmamoğlu’nun üniversite diplomasının iptali vardı. Konuştuğum pek çok üniversiteli “Devlet bir gün kafasına göre üniversite diplomamı iptal edebiliyorsa, ben neden okuyorum?” türünde bir öfke içindeydi. Saraçhane’ye gençleri götüren şeylerin başında bu vardı.

Ben size bu konuya ilgili bir şey daha söyleyeceğim; Saraçhane’deki gösterilerde muhafazakâr ailelerin çocukları da vardı. Hatta babaları AK Partili olanların çocukları da vardı. Babaları Refah Partili olanların da çocukları vardı, Saadet Partili olanların da çocukları vardı.

“Ekrem İmamoğlu hakkında soruşturmalardan haberdar edildi, içeriden bilgi verildi”

-Bugünden geriye dönerek baktığımızda, geçen 14 aya rağmen Türkiye toplumunun hala yarısından fazlası Ekrem İmamoğlu’nun siyasi nedenlerle yani Tayyip Erdoğan’ın en güçlü rakiplerinden biri olduğu için tutuklandığını düşünüyorsa, diploma iptali bu algının temel sebeplerinden biri olabilir mi size göre?

Şimdi bu siz bir pencere açtınız, oradan devam edeyim. Ekrem İmamoğlu tutuklanmadan önce hakkındaki soruşturmalardan haberdar oldu. Haber verildi.

-Kim uçurdu haberi size göre? Böyle bir iddiada bulunduğunuza göre adresi de biliyor olmalısınız.

Kim verdi bilmiyorum. İçeriden verildi. Bu bilgi gelince de etrafındaki akıl bu süreci psikolojik olarak tersine çevirebilmek için “Sen kendini cumhurbaşkanı adayı olarak ilan edersen yarın adalet önünde hesap vermeye vardığında, cumhurbaşkanı adayı olduğun bunun başına geldiği propagandası yaparsın” diye hazırladı onu. Hazırladılar yani onu.

-Kim bu insanlar, yani “etrafındaki akıl”?

Ekrem İmamoğlu’nu üzerinden bir plan yapan, bir tasarım yapan akıl.

“Tel Aviv-Londra hattı İmamoğlu üzerinden bir tasarım yaptı”

-“Devlet aklı”ndan sonra bir de “İmamoğlu tasarımını yapan akıl” konusunu deşmemiz gerekecek demek ki. İktidar cenahının bu konudaki takıntısını nasıl izah ediyorsunuz? Ne zaman ki bir rakip pasifize edilmeye çalışılacak hemen olsa “dış bir akıl” ya da işte yine aynı derecede müphem “üst akıl” argümanları devreye sokuluveriyor.

Türkiye’deki hiçbir gelişmeyi dış dinamiklerden bağımsız düşünemeyiz. Sizin de katıldığınız bir basın toplantısı olmuştu sonbahar aylarında. Eski MI6 Başkanı Türkiye’ye gelmişti, İngiltere Konsolosluğu’ndaki o toplantıda hatırlarsanız Rusya’dan istihbarat elemanı devşirmek için bir program açıkladı. Kamuoyuna açık yaptılar bunu. Londra savaştan ve krizden beslenir, ada devleti olmak böyle bir şey. Dikkat edin II. Dünya Savaşı’ndan beri İngiltere hep siyaseten savaşların dışında kalmış gibidir. İngilizleri hiçbir yerde göremezsiniz ama her şeyin içindedirler. Suriye’de olduğu gibi. İran sürecinde olduğu gibi, Gazze’deki soykırım sürecinde olduğu gibi. Mesela Ukrayna-Rusya savaşı sürecinde bizi nereye itmek istediler? Ukrayna’nın yanına itmek istediler, Rusya’nın karşısında. Tel Aviv-Londra hattının stratejik hedefi Rusya.

-İmamoğlu’nun “dışardan yönlendirilmesi” meselesine nasıl bağlayacaksınız konuyu merak ediyorum.

Bu akıl, Sayın Erdoğan’ın Türkiye’yi savaşların dışında bırakan ve Türkiye merkezli bir dış politika eksenini inşa etmesinden rahatsız. NATO’nun zayıflama sürecinde, Avrupa’yı Rusya’ya karşı konumlandıracak bir askeri güç doktrininde bizi Rusya’ya karşı konumlandırmak istiyorlar. Bunu nereden görüyoruz? Bu mimarinin hazırlıkları bazı toplantılarda dillendiriliyor. Bakın Nisan ayında eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Atina’da bir toplantıya katıldı.

-Yunanistan’da her sene düzenlenen Delfi Ekonomi Forumu’nun bu seneki toplantısından bahsediyorsunuz. Gizli bir şey değil.

Oraya Abdullah Gül gitti bunu söyledi. Orada Türkiye’nin de içinde olduğu yeni bir hattan bahsedildi. Avrupa Birliği, Yunanistan ve Türkiye’nin Rusya’ya karşı konumlandırılmasından.

“Abdullah Gül’ün konuştuğu her yerde kraliyetin izlerini arayacaksın”

-Bu da yeni bir şey değil ama bu konuda münazara yerine Abdullah Gül vurgunuzu anlamak istiyorum. Siz Abdullah Gül’ün “bir şeyi” temsil ettiğini düşündüğünüz için ısrarla ona atıfta bulunuyorsunuz diye anlıyorum.

Abdullah Gül Londra’yı temsil ediyor.

-Yani size göre eski bir Cumhurbaşkanı bu tür bir konferansa davet edilemez, illa ki kendi ülkesi dışında bir yeri temsil etmek zorunda, öyle mi?

Abdullah Gül’ün konuştuğu her yerde kraliyetin izlerini arayacaksın.

-Abdullah Gül Şu anda siyasette etkin ya da aktif bir aktör de değil.

Ama eski cumhurbaşkanı. Onları kim adına söylüyor? Ben rahat söylüyorum. Bunu daha 2014’te “Kraliçenin Gülleri” diye tarif etmiştim. Bakın, İngiliz Kraliyet Ailesi’nin her ülkede bir mutemedi vardır, Abdullah Gül odur. Bunları söyletiyorlar çünkü olarak Sayın Erdoğan’ın Türkiye’nin kendi çıkarları doğrultusunda ve kendi ekseninde ilerlemesini önceleyen duruşu rahatsız etti. Türkiye’yi Ukrayna’da savaşa zorladılar. İran’da savaşa zorladılar? Türkiye’yi Amerika’nın, İsrail’in yanında durmaya zorladılar.

“Türkiye, Gazze konusunu maksimum diplomatik kabiliyetle yönetiyor”

-Ankara, Ukrayna ve İran konusunda nispeten bir dengeyi yakalayabildi ama nihayetinde Cumhurbaşkanı Erdoğan Gazze konusunda ABD Başkanı Donald Trump’ın yanında durmuş olmadı mı? Trump’ın Barış Kurulu’nu dünyadan pek çok ülke protesto etti ama Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile orada işte.

Hayır, Sayın Erdoğan yanında durmadı. Gazze konusunda Türkiye kendi güç sistematiği içerisinde süreci diplomatik anlamda Gazzelilerin lehine yönetebilmek için maksimum kabiliyetimi ortaya koydu. Karşımızdaki küresel ölçekteki bir hegemonik aklın kutsalsız ve kuralsız güç yapılanması var.

-İmamoğlu’nun bir “İngiliz projesi” olduğu iddianızdan buraya nasıl geldik? Henüz onu izah edemediğiniz için geri dönmek istiyorum.

İmamoğlu’nun durduğu yere bakacaksınız. Gidip konuştuğu yerlere bakacaksınız.

“Chatham House’da adamı boşuna konuşturmazlar”

-Neyi ima ettiğinize dair bir bilgim ve fikrim yok. Ancak demin Chatham House’dan bahsettiniz ve Türkiye’nin 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün bütün dünya liderlerinin gidip panellere katıldığı bir düşünce kuruluşunda konuşmasını sanki karanlık bir faaliyet gibi anlattınız.

Chatham House’da boşuna konuşturmazlar adamı.

“Siz bu proje bir tek İmamoğlu üzerinden mi yürüyor sanıyorsunuz? Projenin Cumhurbaşkanımızın çevresinde karşılıkları var”

-Velev ki sizin dediğiniz gibi Chatham House birtakım “üst akıl” projelerinin kotarıldığı yer, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan daha işte bir buçuk ay önce aynı yerde “Türkiye’nin Dış Politika Vizyonu” isimli bir konuşma yaptı.

Fark etmiyor ki…Siz bu proje bir tek İmamoğlu üzerinden mi yürüyor sanıyorsunuz?

-Hakan Fidan üzerinden de mi yürüyor o zaman sizin mantığınızla?

İmamoğlu projesinin AK Parti içindeki, Sayın Cumhurbaşkanımızın çevresindeki karşılıkları kim?

“AK Parti içerisinde Londra-Tel Aviv hattından beslenen bir akıl Erdoğan sonrasının, hatta sandıkta bir Erdoğan yenilgisinin zeminini hazırlıyor”

-Ben bu iddianızın kaynağını da sebebini de bilemiyorum tabii. Madem bir iddianız var temellendirmeniz gerekmez mi?

Ben söylüyorum. Sayın Cumhurbaşkanımızın çevresinde, AK Parti’nin içerisinde bu Londra-Tel Aviv hattından beslenen bir akıl, Sayın Erdoğan sonrasını, hatta sandıkta bir Erdoğan yenilgisinin üretilmesinin zeminini hazırlıyor. İmamoğlu projesinin asıl sahiplenicilerinden önemli bir hat AK Parti’de var.

“Aynı akıl ‘mutlak butlan’dan sonra CHP’yi Özgür Özel’e teslim etmek için devrede”

-Ama isim verin lütfen… Böyle afaki iddialarla ilerlemeyelim.

İsim vermem. Onlar vakti… Şimdi isim vermem. Ve şu anda aynı akıl, “mutlan butlan” kararından sonra Özgür Özel’e CHP’yi teslim etmek için ilgili kurumlara müdahale ederek ya da iletişim kurarak ilerliyor.

-Burada bir duralım lütfen. İddianız çok büyük ve çok boyutlu olduğu için şu ana kadar söylediklerinizi özetlemek istiyorum. Size göre bir dış üst akıl var ve bunlar hem İmamoğlu cephesiyle hem de AKP içindeki bir klikle beraber çalışıyor. Doğru mu anladım?

Evet, Londra- Tel Aviv hattı. Bu hattın stratejik hedefi Büyük İsrail Projesi, yapay zekâ odaklı bir Pax-Judaica döneminin kapılarını açmak istiyorlar. Bu stratejik hedef, Sykes-Picot ötesi bir coğrafya oluşturmak. Mezhepçilik ve etnik kimlikler üzerinden devletçikler üretilmesi yönünde çalışan bir akıl var. Bu aklın inşa merkezi Anglosaksonlar. Ve bu Anglosaksonlar mesajlarını Chatham House üzerinden verirler.

-Ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çevresinde Anglosaksonların bu projesine destek veren birileri var. Bunu da doğru mu anladım?

Sayın Cumhurbaşkanımızın çevresinde AK Parti’nin içinde bir hat var ki bu projeye “evet” diyor. Ve bu projeye “evet” dedikleri için Sayın Cumhurbaşkanımızın, bana göre bilgisinin dışında, özellikle 2024 seçimlerinden sonra Ekrem İmamoğlu projesinin gerçekleşebilmesinin önünü açacak ciddi hazırlıklar yaptılar. İş dünyası da bunun içinde.

“CHP’nin çivisini çıkartan bir akla bir el ‘dur’ dedi”

-Erdoğan da bu projenin önünü kesmek için mahkemenin CHP’ye el koyup eski genel başkanına teslim edilmesinin önünü açtı. Öyle mi?

CHP’nin çivisini çıkartan akla bir el “dur” dedi.

-Yani “bir elin” iktidar olma potansiyeli taşıyan bir siyasi partinin dizaynına doğrudan müdahale ettiğini teyit etmiş oluyorsunuz. Şimdi siz Millî Görüş geleneğinden gelen bir siyasetçisiniz. Asker vesayetindeki devlet sırf sizler siyaset yapamayın, iktidara gelemeyin diye kaç tane partinizi kapattı.

Bütün o hüzünleri yaşamış bir adamım.

-Tamam, bunun üzerine sizin başka bir analizinizi koyarak ilerlemek istiyorum. Yaklaşık bir ay kadar önce katıldığınız bir YouTube yayınında “Erdoğan sosyolojisi eriyor. Toplum Cumhur İttifakı’nı dövmek istiyor. Toplumla kavga edilmez” gibi çok tartışılan şeyler söylediniz. Bugün iktidarın bir mahkeme kararıyla, YSK’yı da bypass ettirerek, bir partinin “çivisini kendince geri takmaya çalışması” toplumla kavgaya devam etmek değil midir?

Silivri’deki yargılama süreci hükümetin iradesiyle mi başladı? Hayır. Cumhurbaşkanımızın iradesiyle mi başladı? Hayır.

“Cumhur İttifakı’nın iletişim stratejilerinin kökten gözden geçirilmesi lazım”

-Ama toplumun en az yarısı böyle olduğuna inanıyor.

Orada işte temel bir problem şu; Cumhur İttifakı’nın iletişim stratejilerinin kökten gözden geçirilmesi lazım. Mesele aslında şu; milletin emanet ettiği kaynaklarının bir adamın cumhurbaşkanlığı hedefine yönelik hareket ettirilmek üzere yasa dışı yöntemlerle kullanan bir çıkar amaçlı bir suç örgütü var.

“İBB soruşturmasının halka anlatılmasında ciddi boşluk bırakıldı, sokak da bu boşluktan etkileniyor”

-Bu iddia henüz mahkemede kanıtlanabilmiş değil. Dahası, bu iddialara kaynak olarak gösterilen etkin pişmanların bir bölümü bugün duruşmalarda, “Savcılık makamı bizi çoluğumuzla çocuğumuzla, eşimizle tehdit ettiği için o ifadeleri verdik” şeklinde konuşuyor.

Bu, aslında üzerlerindeki şüphenin katlanarak büyümesine neden olur. Yani ifadelerdeki bu tutarsızlık, dün söylediğini bugün reddedecek noktaya gelmek şüpheyi büyütür. Üstelik de bunların içinde kuvvetli delilleri, belgeleri, mahkemenin önüne koyan ve mahkemede bu konuda ısrarını sürdüren isimler de var. Dolayısıyla orada adalet tecelli edecek. Göreceğiz, izleyeceğiz, mahkeme karar verecek onu bilmem. Ama şunu söylüyorum; bu sürecin iletişimi noktasında ciddi boşluk bırakıldı. Sokak da bu boşluktan etkileniyor.

-Yani toplumun bir bütün olarak iddialara ikna edilememesinin nedeni sadece yanlış iletişim dili, öyle mi? Bu kadar basitse, bu kadar kuvvetli bir iktidar bu sorunu neden çözemiyor?

Bu soruların teknik kısmına ben cevap verecek durumda değilim çünkü ben Ankara’da değilim. Boşluk bırakıldı. Bu mesele doğru bir iletişim diliyle sokağa, vatandaşlarımıza anlatılmalı. Bu meselenin Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi içindeki çelişkiler, kendi içinden gelen belge ve bilgilerin devlete iletilmesi üzerinden yürüdüğü sokağa anlatılmalı. İletişim kısmı eksik bırakıldı. Biraz önce söyledim, Ekrem İmamoğlu’nun bu soruşturmalardan haberdar olduktan sonra “Ben cumhurbaşkanı adayı olduğum için bunlar yapılıyor” taktiğine gitti. Bu da sokağa anlatılamadı. Bunu sokağa anlatacak iletişim gerek.

“Türkiye’de ilk defa mı bir belediye başkanı yargılanıyor?”

-Buraya nereden geldiğimizi hatırlatmak istiyorum. “CHP’nin çivisini çıkartan akla bir el ‘dur’ dedi” şeklindeki ifadenizin ne anlama geldiğini sormuştum. Yani siz de aslında devleti yönetenlerin bir siyasi partiye ve aslında seçmenin iradesine doğrudan müdahale ettiğini söylemiş olmuyor musunuz? Soru şu; bu devlet topluma neden güvenmiyor?

Şimdi ben size soru soruyorum; Türkiye’de ilk defa mı bir belediye başkanı yargılanıyor? Bu isim, bagajının çok dolu olduğunu çok iyi biliyor. İstanbul’da belediye başkanlarının hepsinin yanında bir mutemedi vardır. İlçe belediye başkanlarının da mutemetleri vardır. Bu kişinin belediye başkanlığı döneminde o mutemetlerin önemli bir kısmı Saraçhane’nin nezdinde iradesizleştirilerek yönetildi. Hedef neydi? Tüm belediyelerin kaynakları üzerinden Saraçhane’nin kendi cumhurbaşkanlığı hedefine yönelik merkezi bir kaynak sistemi kurmak. Bunun ifadeleri var, bilgisi var, delili var. MASAK’ın raporları var. Şimdi böyle bir süreçte “Efendim bu niye tutuklu yargılanıyor?” diye soruluyor. Bir kere üzerinde kuvvetli şüphe bulunan ve delil bulunan bir ismin tutuksuz yargılanması toplumun çok önemli bir kesimin vicdanını yargılar için. İkincisi, bu isim kendisi hakkında başlatılmış bütün süreçlerden haberdar edildi. Ve bir panik atak halinde çıktı “Ben cumhurbaşkanı adayıyım” dedi. Daha seçim falan yokken ortada. Bütün bunlar aynı sürecin parçasıydı. CHP’nin 2023 yılındaki kurultayında Kemal Kılıçdaroğlu’nu devirenlerin planı buydu.

“2023 seçimlerinden sonra ‘Eyvah’ dedim çünkü AK Parti sosyolojisinin eridiğini gördüm”

-Bu anlattığınız şey aslında siyaset yapmanın tam da kendisi değil mi? Bir partide yönetim değişikliği istemek yasadışı bir motivasyon mu? Sizin partiniz de Fazilet Partisi’nin içinden çıkmadı mı?

Bakın ben Refah Partisi hareketinden ayrılan isimlerden biriyim. Ama biz bunların hiçbirisini yaşamadık. Biz fikri noktada, Türkiye’ye dair tezlerimiz noktasında itirazlarımızı yaptık. Ve ayrıldıktan sonra da köklerimizle çatışmacı, köklerimize nezaketsizlik dolu hiçbir şey yapmadık. Mahkemeye bu iş niye düşmüş? Hükümet mi mahkemeye düşürmüş? İfadeleri verenler kim? Hepsi CHP’liler. Bu soruları, şaibeleri delilleriyle mahkemelere sunan ve başvuruyu yapan CHP’li delegelere soracaksınız. Bu soruların muhatabı biz değiliz.

Bugün Cumhuriyet Halk Partisi kendisini nerede konumlandıracağına bir karar versin. Bu adres, bir akıl, bir güç olarak topluma güven vermiyor. Ekrem İmamoğlu’nun zararı olduğunu görüyor. Ben 2028 yılının ekim ayında Altınbaş Üniversitesi’nde bir konuşma yaptım ve gençlere şunu anlattım: “Ben 1989 yılını iyi hatırlıyorum. Dalan gibi bir adam var, 84-89 arasında İstanbul’da büyük hizmetleri olan bir isim ve Özal gibi güçlü bir lider. İhtilalin izlerini silme yolunda önemli adımlar atmış, büyük işler yapmış. İkinci döneminde Özal sokakta en ciddi tepkiyi İstanbul’da aldı. Halk gitti İstanbul’u SHP’ye teslim etti. Rahmetli Turgut Bey milletle inatlaşmaya başlamıştı, kibirlenmeye başlamıştı. Bunu unutmayın. Milletle inatlaşmayın. Sokakla inatlaşmayın.” Bunu dedikten sonra Urfa’ya gittim. Milletvekili adaylarımızın aldığı oya baktım, bir de 2018 seçimlerinde Cumhurbaşkanımızın aldığı oyalarına baktım. Milletvekili listeleri aşağıda, Sayın Cumhurbaşkanı yukarıda. Ne demek bu? Sayın Erdoğan’ın sosyolojisi güçlü ama Sayın Erdoğan’la parlamentoda yol arkadaşlığı yapacakların sokaktaki karşılığı sayılıyor. Millet de 2019’da “Bizimle inatlaşma” dedi işte. Sonra ben devam ettim, “Sokağın istediği isimlerle yürüyün” demeye ve geldik 2023’e. Oradaki fotoğrafı da gördüm ve “eyvah” dedim.

-Neden “eyvah” dediniz?

Çünkü AK Parti’nin sosyolojisinin eridiğini gördüm. Eriyen AK Parti sosyolojisinin ortaya çıkardığı parlamento aritmetiği, Cumhurbaşkanlığı sistemi olsa dahi Sayın Erdoğan’ın gücünü eritir. Eritir!

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar