Problem Çözmenin Eşsiz Anahtarı İletişim
İnsanlık tarihi, özünde bir problem çözme tarihidir ve bireyler ile topluluklar arası ilişkilerin yönetim tarzı da bu sürecin ortaya çıkardığı sonuçlar üzerinden şekillenmiştir. İlk insanın doğaya karşı verdiği mücadeleden, günümüzün karmaşık küresel krizlerine kadar geçen süreç incelendiğinde, medeniyetlerin gelişimini belirleyen temel unsurun da karşılaşılan sorunlara karşı geliştirilen çözümler olduğu anlaşılmaktadır.
Bu bağlamda, medeniyetlerin yükseliş ya da çöküşünün çoğu zaman teknik nedenlerden çok, toplumsal uzlaşı, ortak hedefler belirleme ve çatışmaları müzakere etme yeteneklerine bağlı olduğu söylenebilir. Ancak dikkat çekici olan nokta, büyük problemlerin bireysel çabaların yetersiz kalabileceği kadar karmaşık bir yapıya sahip olduğu kabul edilerek, kişi ve toplumların birbirleriyle iletişim kurması, bilgi paylaşımı, ortak akıl oluşturulması ve iş birliği geliştirilmesi yoluyla çözülebilmiş olmasıdır. Bu kabulün kapsamına giremeyen her konu için, direniş ve çatışma kaçınılmaz son olmuştur.
Modern çağda da teknolojik olanakların artmasıyla birlikte daha önem kazanan “iletişim” kavramı, sadece bir bilgi aktarım aracı olmaktan çıkarak, karmaşık problem çözme süreçlerinde stratejik bir enstrümana dönüşmüştür. Bu nedenle iletişim, yalnızca bireyler arasında veri alışverişini sağlayan bir araç değil, aynı zamanda problem çözme süreçlerinin merkezinde yer alan stratejik bir mekanizma olarak değerlendirilmelidir.
Modern dünyada bireysel, kurumsal ve toplumsal problemlerin giderek karmaşıklaşması, iletişimin önemini daha da artırmaktadır. Teknolojik gelişmeler, küreselleşme, kültürel çeşitlilik ve hızlı bilgi akışı, insanların daha fazla etkileşim içinde olmasını zorunlu kılarken aynı zamanda yanlış anlaşılma, çatışma ve iletişim kopukluğu gibi yeni sorunları da beraberinde getirmektedir. Bu nedenle günümüzde problemlerin niteliği kadar, bu problemlerin çözümünde kullanılan iletişim yöntemleri de önem kazanmıştır. Aslında bir problem ya da sorun karşısında, genellikle zihin hızla bir “teknik çözüme” odaklanır. Ancak tarihsel deneyimler gösteriyor ki, en mükemmel mühendislik çözümleri dahi, iletişim yolları kapalı ya da kopuksa başarısızlığa mahkûmdur
İletişim ile problem arasındaki ilişkiyi anlamak için öncelikle problemin doğasına bakmak gerekir. Problemin mevcut durum ile ulaşılmak istenen durum arasındaki engel veya boşluk olduğu, genel kabul görmüş en pratik tanımıdır. Bir problemin çözümü ise bu boşluğun ortadan kaldırılması anlamına gelir ve problemler çoğu zaman yalnızca teknik ya da fiziksel engellerden kaynaklanmaz. Çoğu problem, bilgi eksikliği, yanlış algılar, önyargılar, anlaşmazlıklar ve koordinasyon eksikliklerinden doğar. Bu unsurların tamamı da doğrudan iletişimle ilişkilidir.
Ortada hiç sorun yokken, sadece iletişim eksikliği de sorunun tek kaynağı olabilir. İnsanların çoğu zaman kendilerine anlatılanı değil, anlatılanlardan çıkardıkları anlamları değerlendirmeleri, algısal farklılıkları da beraberinde getirir. Aynı olayın ya da anlatımın, algılanış biçiminden dolayı farklı kişiler tarafından farklı şekillerde yorumlanması gerçekte var olmayan bir sorunu, çözüm bekleyen bir probleme dönüştürür. İşte bu durumda algılar arasındaki farkı azaltarak ortak bir anlayış zemini oluşturma ancak ve ancak etkili bir iletişim ile mümkün olur.
Problem çözmenin en büyük düşmanı olan bilgi asimetrisi, yani bilgiye tarafların tamamının aynı düzeyde erişme olanağının olmadığı durumlarda sorunun temel nedenlerinin görünmez kılınması da ancak bilginin yatay ve dikey olarak tüm paydaşlar arasında akışını sağlayacak olan etkili bir iletişim ile sağlanabilir.
Günümüzde birey seviyesinden uluslar arası seviyeye kadar yaşanan sıkıntı ve başarısızlıkların önemli bir kısmı teknik yetersizliklerden değil, iletişim eksikliklerinden kaynaklanmaktadır. İş dünyası ile ilgili yapılan çalışmalar ekiplerin başarısını belirleyen temel faktörün açık ve güvene dayalı iletişim olduğunu ortaya koymaktadır. Özellikle karmaşık görevlerin yerine getirildiği organizasyonlarda bilgi paylaşımının kesintiye uğraması, hataların artmasına ve karar niteliğinin düşmesine neden olmaktayken güçlü iletişim ağlarına sahip kurumlar, değişen koşullara daha hızlı uyum sağlayabilmekte ve krizleri daha etkili yönetebilmektedir. Bütün bunlar göz önüne alındığında son yıllarda yoğunluk kazanan kurum içi iletişim eğitimlerinin önemi daha iyi anlaşılmaktadır.
Peki, neden iletişim eşsiz anahtardır? Sorunun cevabı iletişimin kendini yenileyen ve ortaya çıkabilecek yeni risklere karşı önlem alma olanağı tanıyan bir süreç olma özelliği ile ilgilidir. Yazılım, bütçe, ekipman, mevzuat hatta güvenlik gibi tüm teknik araçlar statiktir, uygulandığı an donar ve sürekli bir irade tarafından yönlendirilme ihtiyacı vardır. İletişim ise dinamiktir, sürekli kendini günceller ve zaman çizgisi üzerinde çıkabilecek her türlü hatayı düzeltme yeteneğine sahiptir. Problemin anlaşılması, analiz edilmesi, alternatif çözümlerin geliştirilmesi süreçlerinin karar ve uygulama aşamalarında, belirleyici rolü de iletişim üstlenmektedir. Anlatarak ve anlaşarak ortaya çıkan çözümler her zaman kalıcıdır ve toplumsal kabul gören çözümler müdahaleye gerek kalmadan devamlılık arz ederler.
Problem çözmenin sihirli anahtarı olan iletişimin başarılı olabilmesi için en önemli şartı da en sona bıraktım ki bu da problemin varlığını kabul etmektir. Problemin tanımı ne kadar kesin ve keskinse, çözümün ulaşılabilirlik ve uygulanabilirliği de o kadar yüksek olacaktır. Ancak bu keskinlik, masa başında tek başına değil, sahada, paydaşlarla, dinleyerek ve müzakere ederek, yani iletişim ile elde edilebilecek bir olgudur.
Tüm bu anlatılanların bağlamında önerim şu olacaktır. Problem çözme sürecinin ilk ve en önemli aşaması problemin doğru tanımlanmasıdır ve aksi takdirde, yani sorunun yanlış tanımlanması, en doğru çözüm yöntemlerinin bile başarısız olmasına neden olabilir. İşte bu noktada iletişim kritik bir işleve sahiptir ve her düzeydeki problemi çözmeye çalışmadan önce, “bu problemi çözmek için kurulan iletişim ağı yeterince kapsayıcı mı?” sorusu mutlaka sorulmalıdır. Çünkü iletişim, kilitli kapıların ardındaki “çözüm odasının” tek anahtarıdır. Kapıyı bu anahtarla açanlar, sadece sorunu gidermekle kalmayacak, aynı zamanda gelecekte doğacak yeni problemleri önleyecek bir anlayış kültürü de inşa etmiş olacaklardır.
Bilimsel keşiflerden toplumsal dönüşümlere, kurumsal başarılardan bireysel ilişkilere kadar her alanda problemlerin çözümünü mümkün kılan unsur, insanların birbirlerini anlayabilmeleri ve ortak bir amaç etrafında birleşebilmeleridir. İletişim, sesli, yazılı ya da görüntülü mesaj alışverişinin çok daha ötesinde bir olgu olarak, anlamak, anlaşılmak, güven oluşturmak ve birlikte hareket edebilmektir. Bu nedenle iletişim, her seviyede problemi çözmenin yardımcı unsurlarından biri değil, onun vazgeçilmez ve eşsiz anahtarıdır.