21. Yüzyılın Yeni Haritaları Çiziliyor
Mehmet A. KANCI / Gazeteci
ABD-İsrail ikilisinin İran’a karşı başlattıkları savaşın 2026 sezonundaki ikinci ayı geride kaldı. Fonda çalan Trump’ın “İran barış için bize yalvarıyor” sayıklamaları şarkısı haricinde şu an için cepheye tam bir sessizlik hakim. İran’daki rejim sadece ayakta kalmayı başararak kendisi için gerekli zaferi en azından şimdilik elde etmiş vaziyette. Trump ise 10-12 Şubat tarihlerinde Netanyahu’nun ( dolayısıyla İsrail gizli servisi Mossad’ın ) çizdiği İran perspektifine inanmanın bedelini ödüyor.

ABD-İsrail saldırısının başlamasıyla ne İran halkı rejim değişikliği için sokağa indi, ne İran lider kadrosunun hatırı sayılır kısmının tek bir saldırıda ortadan kaldırılması yönetimde boşluk yarattı. Irak’ın kuzeyinden girerek İran’daki rejim değişikliğine katkıda bulunacakları düşünülen Kürt gruplar ise muhtemelen ABD’nin kendilerine temin ettiği silah ve mühimmatı çoktan uluslararası kaçakçılık piyasasında okutmanın keyfini sürüyorlar.

ABD ile İran arasındaki mücadele belki de Kore Yarımadası’ndakine benzer “dondurulmuş bir çatışmaya”ya dönüşecek. Ya da Amerikalılar 1991-2003 sürecinde Irak’a yaptıkları gibi, İran’ı bir süre ağır ambargolarla iyice bunaltıp daha sonra karadan bir işgal teşebbüsünde bulunacaklar. Türkiye’nin ise bu süreçte, Hürmüz Krizi’nin etkisiyle yeniden şekillenecek enerji ve savunma haritalarına odaklanması gerekiyor. Çünkü gündemdeki esas soru, “yeni asimetrik savaş yöntemleri, enerjinin silah olarak kullanılması, hipersonik balistik füzeler ve dronlar”ın dahil olduğu jeopolitik mücadelede bizi “nasıl bir dünyanın beklediği?”
BİZİ BEKLEYEN DÜNYA NEDİR VE SIPRI’NIN 2025 RAPORU
Bu sorunun yanıtına ulaşmak için incelememiz gereken başlıca kaynak Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI ) 2025 yılındaki küresel savunma harcamalarına ilişkin hazırladığı rapor olabilir.
SIPRI’nin raporuna göre silahlanma harcamaları küresel düzeyde bir önceki yıla göre yüzde 2,9 artarak 2,9 trilyon dolara ulaştı. Bu veri ile ilgili üzerinde durulması gereken bir diğer husus ise askeri harcamaların küresel Gayri Safi Yurt İçi Hasıla içerisindeki payının yüzde 2,5’a yükselmesi. Bu veri savunma harcamalarının GSYH içinde 2009’dan bu yana ulaştığı en yüksek oran.
Hatırlanacağı üzere Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının ardından dünyaya yutturulan “küreselleşen ve liberalleşen dünya masalı”nın kabusa dönüştüğü en önemli kırılma anlarından biri 2008 yılında ABD’de doğup tüm dünyaya virüs gibi yayılan küresel ekonomik krizdi. Bu krize karşı liberal-kapitalist sistemin savunucuları köklü tedavi yöntemleri aramak ve sistemdeki açıkları tespit etme yoluna gitmediler.
Gerçekçi bir tedavi yerine özellikle Avrupa’da “ekonomik reform” adı altında orta sınıfın haklarını düzenli olarak budayan programları devreye soktular. Jeopolitik gerilimlerle beraber liberal-kapitalist sistemin hastalıklarının birleşmesi günümüzde Avrupa’daki aşırı sağın yükselişine kaynaklık etti.
![]()
Aşırılıklar yükseldikçe gerilim arttı, gerilim arttıkça trilyon dolarları bulan silahlanma yarışı çığrından çıktı. 2026 yılında küresel silahlanma alanında yeni bir rekor kırılacak. Çünkü, 80 yıl boyunca güvenliğini ABD’nin üzerine yıkan Avrupa’nın acil şekilde silahlanması yani savunma bütçelerini rekor düzeylere yükseltmesi gerekiyor. ABD ise son 15 yıldır ortalama 900 milyar dolar civarında tuttuğu savunma bütçesini 2026 mali yılı için 1,5 trilyon dolara çıkarma kararı almıştı.
Açık kaynaklara bakacak olursak ABD’nin savunma bütçesi Çin Halk Cumhuriyeti’nin tahmin edilen savunma bütçesinin 5 katına ulaşmış olacak. Anlayacağınız silahlanma harcamalarında yeni rekor şimdiden garanti altında.
Benzer bir sıçrama küresel ekonomik krizin ertesinde 2009 yılında yaşanmıştı. Hükümetler, krizle mücadele adı altında her türlü kamu harcamasında kısıntıya giderken, küresel savunma bütçesi 2008 yılına göre reel düzeyde yüzde 6 artmış ve 2009 yılında 1 trilyon 531 milyar dolara ulaşmıştı. Bir başka deyişle 17 yılda silahlanmaya harcanan para küresel düzeyde 2 katına çıktı.
BAE’NİN OPEC’E VEDASI JEOPOLİTİK HARİTAYI DEĞİŞTİRİYOR
Alarm zilleri yalnızca savunma sanayiinde çalmıyor. Küresel enerji piyasasının doğası da yeniden şekillenmekte. Savaşın ikinci ayı dolarken en büyük sürpriz bombasını Birleşik Arap Emirlikleri patlattı. Libya, Sudan, Yemen ve Suriye’de iç savaşları ve istikrarsızlık projelerini İsrail ile beraber finanse eden Birleşik Arap Emirlikleri, 28 Nisan günü 1 Mayıs itibarıyla 59 yıllık Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü OPEC üyeliğine son vereceğini duyurdu.

Birleşik Arap Emirlikleri 15 Eylül 2020’de Bahreyn ile beraber, İsrail ile ilişkileri normalleştirmeyi öngören İbrahim Anlaşmaları sürecine imza atan ilk iki ülkeden biriydi. Nifak ve komplo üretimi konusunda ayrılmaz bir ikiliye dönüşen Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail arasındaki işbirliği 26 Nisan günü Axios haber sitesinde yayımlanan bir habere göre yepyeni bir boyut kazandı.
İsrail ilk defa “Demir Kubbe” hava savunma sistemini kendi toprakları dışında kullanılmak üzere Birleşik Arap Emirliklerine gönderdi. Böylece BAE’de artık “mış gibi yapmaktan” kurtularak Körfez ekseninden İsrail’in yörüngesine geçişini tamamlamış oldu.
BAE’nin bu hamlesinin Türkiye-Suriye ve Suudi Arabistan arasında yeni enerji ve ticaret yolları projelerinin ivme kazanmasının ardından gelmesini gözden kaçırmamak lazım. Bu hamlenin bir izdüşümü de Doğu Akdeniz’de Fransa ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasında imzalanan güvenlik anlaşması ile gerçekleşti.
Yani değerli okuyucular belki fiziksel sınırlar aynı kalsa dahi, savunma ve enerji alanında kurulan yeni işbirliği ağları 21’inci yüzyılın ikinci çeyreği için bölgemizde yeni haritalar çizmekte.