Trump’ın Türkiye Jestinin Sonuçları Ne Olur?
Donald Trump’ın bazı önemli açıklamaları var. Hem KAAN için F-110 motorlarının verilmesi, hem de F-35 programı ile ilgili ‘Türkleri çok sevindireceğini’ söylediği sürpriz açıklamaları ile gündemde. Ancak burada konuya Trump’ın açıklamaları üzerinden değil, daha geniş çerçeveden bakmak gerekiyor. O çerçeveyi doğru tanımlamak ise çok daha önemli.
Çünkü bu çerçeve;
– Siyasi irade,
– Hukuki engeller,
– Stratejik ihtiyaçlar,
– Jeopolitik denge,
– Fayda-maliyet,
– Stratejik özerklik-bağımlılık,
– Onurlu iş birliği gibi,
konulardan oluşuyor.
Yani F-35 meselesine ABD açısından bakarken siyasi irade, hukuki kısıtlamalar, stratejik ihtiyaçlar ve jeopolitik denge birlikte değerlendirilmeli. Bu açıdan temel soru şu: ‘Trump’ın yaklaşımı yeni bir stratejik güvenlik mimarisinin oluşmasına sebep olabilir mi?’ Bence en önemli paradigmalarından biri tam da bu. Çünkü Karabağ Savaşı, Rusya-Ukrayna Savaşı, Gazze Savaşı ve İran-ABD/İsrail savaşları küresel jeopolitik dengeyi ve yaklaşımları kökünden değiştirdi. Bunun sonucunda stratejik imkânlar ve güvenlik anlayışları da yeniden şekilleniyor.
Değişimler ışığında birkaç temel yön öne çıkıyor:
Bu yönler:
– Karadeniz’in güvenliği,
– Rusya-Ukrayna Savaşı’nın geleceği,
– ABD’nin bu savaşla ilgili uzun vadeli planları,
– Orta Doğu’da İran sonrası oluşacak yeni düzen,
– Doğu Akdeniz’deki süreçler,
– NATO’nun güney kanadının sürdürülebilirliği,
– ABD’nin Çin’e karşı Orta Doğu üzerinden kurmaya çalıştığı jeopolitik duvar,
– Orta Doğu’da ittifaklar sistemi,
– Güney Kafkasya ve Balkanlar,
– Afrika’daki Türkiye etkisi,
– Özellikle Türkiye ile Yunanistan arasında kurulacak yeni denge,
– Ve Türkiye-İsrail gerilimi meseleleri dâhil.
Bunların hepsi ve her biri son derece kritik konular. İşte bu nedenle Ankara’da yapılacak NATO etkinliği hem ABD hem de Türkiye için büyük önem taşıyor. Çünkü taraflar arasında açıkça görünmese de ciddi bir güven bunalımı ve belirsizlik mevcut. Siyasi yakınlaşma görüntüsü oluşsa da, özellikle Doğu Akdeniz, Yunanistan, ABD/İsrail-İran Savaşı, YPG/PKK terör örgütünün geleceği ve diğer bölgesel meseleler bağlamında karşılıklı güven sorunu sürüyor. ABD, Türkiye’nin jeopolitik önemini ve vazgeçilmez rolünü görüyor. Aynı zamanda bölgedeki Türkiye aleyhine tercihler Türkiye’yi Atlantik bloğundan belirli ölçüde uzaklaştırıyor.
Bu yüzden ABD için üç temel ihtiyaç doğuyor: güvenin yeniden kurulması, yeni stratejik iş birliği modelinin oluşturulması ve jeopolitik dengenin korunması. Bu sürecin merkezinde ise şu an F-35 projesi ve KAAN için motor meselesi duruyor.
Teknik açıdan bakıldığında ise, F-35’lerin Türkiye’ye verilmesinin önünde hala ciddi hukuki engeller var. Burada sadece mevzuat değil, Kongre’de, Temsilciler Meclisi’nde, Pentagon ve Beyaz Saray’daki bazı direnç mekanizmalarının olduğunu, bununla birlikte Yunan ve İsrail lobilerinin etki ürettiklerini unutmamak gerekiyor. Bunun dışında ABD Kongresi’ne olumlu görüş sunulmalı. Kongreye uçakların Türkiye’ye satışının teknik ve siyasi açıdan uygun olduğu teyit edilmesi gerekiyor. Yani iş karışık.
F-35 ile ilgili bu engelleri Türkiye’nin tek başına kaldırması çok olası değil. Bu ABD yönetiminin yapacağı bir şey. Bakışını ve stratejik yaklaşımını gözden geçirmesi çözüme katkı sağlar.
Şu an ise öncelikle yaptırımların yumuşatılması yönünde bazı adımların atıldığı görülüyor:
Bu sürece KAAN için F-11O-GE-129 motorlar, F-16’ların modernizasyonu, yedek parça teminleri, füze satışları ve diğer ortak projelerin yeniden aktifleştirilmesi dâhil. Bu alanlarda ilerleme bekleniyor.
Ancak S-400 meselesi ABD açısından hâlâ temel hukuki engel/takıntı olarak ortada duruyor. Bu sorunun nasıl çözüleceğiyle dair henüz net bir mekanizma yok. Türkiye açısından ise S-400 meselesi sadece stratejik katmanın bir güvenlik ihtiyacı değil, aynı zamanda milli gurur meselesi. ABD’nin görmek istemediği şey; S-400’lerin alınması da zamanında oluşan güven ve güvenlik bunalımının sonucuydu. Bu yüzden sorunun kökünden çözülmesi için öncelikle güven bunalımı ortadan kaldırılması ve Türkiye’nin güvenlik, ihtiyaç, fayda-maliyet-alternatif, ikame, milli hassasiyet ve refleksleri dikkate alınmalı. Aynı zamanda artık kabul etmeleri gerekir ki, Türkiye stratejik özerklik arayan ve denge siyaseti yürüten bir devlettir.
Türkiye’nin gelecekteki güvenlik mimarisinde hangi konumda yer alacağı da diğer bir temel mesele:
Eğer Türkiye F-35, Eurofighter, KAAN, insansız muharip uçakları ve milli hava savunma sistemlerini aynı sistemde birleştirebilirse, Avrupa’nın en güçlü hava kuvvetlerinden birine sahip olacak. Bu da bazı ülkeler için arzu edilen sonuç olmayabilir. Mesela Yunanistan’ın uzun süredir Türkiye’ye karşı hava üstünlüğü elde etme planları vardı. Türkiye’nin F-35 elde etmesi o planları fiilen boşa çıkarabilir. Öte yandan, NATO’nun güney kanadı oldukça güçlenir ve ABD’nin bölgesel stratejileri için Türkiye daha önemli bir aktöre dönüşür. Eğer Washington bu imkânları sağlamazsa, Türkiye zaten kendi yoluna devam edecek. KAAN, Kızılelma, ANKA-3, yeni nesil elektronik harp sistemleri ve diğer milli projeler Türkiye’nin stratejik bağımsızlığını daha da artıracak. Bu da ABD için yeni bir gerçeklik yaratacak. Yani mesele sadece F-35 satışı değil. Bu, NATO/Atlantik içinde Türkiye’nin gelecekteki rolünün nasıl olacağıyla ilgili daha büyük bir mücadelenin parçası.
Türkiye açısından ise asıl soru; ‘Türkiye F-35 alacak mı?’ değil, ‘Türkiye F-35 ve diğer Batı silah sistemlerini elde ederken kendi stratejik karar verme bağımsızlığını ne kadar koruyabilecek?’ Çünkü Türkiye kendi milli sistemlerini geliştiriyor, savunma sanayisini genişletiyor ve stratejik özerklik siyaseti yürütüyor. ABD ile yakınlaşma mümkün ve bunun işaretleri görülüyor. Ancak belirleyici mesele; bu yakınlaşma bir bağımlılık ilişkisine mi, yoksa çok merkezli bir güç modeline/işbirliğine mi evrilecek? Burada da konuyla ilgili en önemli soruyu sormak gerekiyor: ‘F-35 Türkiye için gerçekten alınmış bir muharip uçak mı olacak, yoksa kullanımı kısıtlanmış “kiralık” platforma mı dönüşecek?’ Bunun cevabı ise kaynak kodlarına erişim meselesinde gizli. Eğer Türkiye F-35 ve diğer Batı silah sistemlerinin kaynak kodlarına erişim elde edemezse, o sistemler üzerinde tam egemen kontrole sahip olmayacak.
Eğer erişim elde edebilirse, o zaman bu sistemleri kendi stratejik çıkarlarına uygun şekilde kullanabilecek. Mesela ABD İsrail’e sattığı F-35, F-16 ve F-15 platformlarının kaynak kodlarına erişimi sağlıyor. Bu yüzden benim için temel sorum şu: ‘Eğer ABD Türkiye’ye F-35 satarsa, Ankara’ya o uçakların kaynak kodlarına erişim imkânı verecek mi, vermeyecek mi?’ Bence tüm tartışmaların merkezinde duran en önemli mesele tam da bu.
Büyük fotoğraftaki mesele ise F-35’lerle ve Kaan motorları değil. Bunlar ABD’nin arayışına dair mızrak uçları. Asıl konu, daha derin katmanlarda cereyan eden jeopolitik mesele. Bence bunu metaforik olarak şöyle ifade edebiliriz:
Belki Türkiye küresel okyanuslarda dolaşan bir orkinos değildir. Ama Karadeniz’den Akdeniz’e, Ege’den Hazar’a, Kafkaslar’dan Balkanlara, Afrika’dan Orta Doğu’ya ve Orta Asya’ya kadar uzanan hayati öneme sahip bir coğrafya ve denizlerde hareket eden; sürü psikolojisine teslim olmayan, etrafını iyi okuyan, gerektiğinde sert ve hızlı darbe vuran, denizlerin mağrur savaşçısı olan bir lüferdir. ABD açısından temel mesele de tam bu: Bağımsız, özerk ve kendi karar verme mekanizmasına sahip bu devleti olduğu gibi kabul edip yanında tutabilecek mi? Yoksa güvensizlik yaratan siyasetler ve her şeyi kontrol altında tutma refleksi yüzünden onu elden kaçıracak, sonra da sadece arkasından bakmakla yetinecek mi? Bence bugünkü tartışmaların özü tam bu sorunun etrafında geziniyor.”