Saraybosna: Bir şehrin hafızası nerede yaşar?

Saraybosna: Bir şehrin hafızası nerede yaşar?

Bazı şehirler geçmişlerini geride bırakarak yenilenir. Bazıları ise geçmişleriyle birlikte yaşamayı seçer.

Saraybosna, ikinci gruba ait.

Şehirde yürürken bunu büyük anıtlardan önce küçük detaylarda hissediyorsunuz. Bir kaldırımın ortasında kırmızı reçineyle doldurulmuş bombanın oluşturduğu bir çatlak, apartman cephelerinde hâlâ görülebilen kurşun izleri, mahalle aralarına kadar inen mezarlıklar…

İlk bakışta bunlar savaşın “kalıntıları” gibi görünüyor. Bir süre sonra fark ediyorsunuz ki Saraybosna onları kalıntı olarak bırakmamış. Şehrin hafızasının parçası haline getirmiş.

Bu yüzden Saraybosna’da savaş geçmiş zaman gibi hissedilmiyor. Gündelik hayatın içine gömülmüş bir gerçeklik gibi hissediliyor.

Şehrin en çarpıcı tarafı da tam olarak bu.

Sırpların Boşnaklara saldırmasıyla başlayan Bosna Savaşı sırasında havan toplarının düştüğü ve insanların hayatını kaybettiği noktalarda oluşan izlerin bir kısmı daha sonra kırmızı reçineyle doldurulmuş. Bugün Sarajevo Roses (Saraybosna Gülü) olarak bilinen bu işaretler, uzaktan bakıldığında estetik bir şehir detayı gibi görünebiliyor. Oysa her biri bir ölüm noktası ve şehirde yürürken her an her yerde karşınıza çıkabiliyorlar.

Saraybosna burada çok bilinçli bir tercih yapmış: Travmayı gizlemek yerine görünür bırakmak.

AA1
Bosna Savaşı sırasında başkent Saraybosna’da hayatını kaybeden 1601 çocuk için düzenlenen anma töreninden bir kare / Fotoğraf: AA

Bu şehir yapısı açısından önemli bir tercih. Çünkü modern şehirlerin önemli bir kısmı travmayı sterilize etmeye çalışır. İzler kapatılır, cepheler yenilenir, şehir yeniden “normal” görünmeye başlar.

Hafıza çoğu zaman müzelere, anma günlerine veya belirli sembolik alanlara taşınır.

Saraybosna ise bambaşka bir yol seçmiş.

Şehir bazen neyi inşa ettiğiyle değil, neyi silmemeyi seçtiğiyle kimlik kazanır.

Bu durum en güçlü şekilde Umut Tüneli’nde hissediliyor.

Umut Tüneli2
Saraybosna’nın, Bosna Savaşı’nda “dünyaya açılan” tek kapısı “Umut Tüneli” / Fotoğraf: AA

Burası Saraybosna’nın dünyaya açılan tek kapısı, nefes aldığı yer…

1992 ile 1996 arasındaki kuşatma sırasında şehir dış dünyayla neredeyse tamamen kopmuş durumdaydı, bütün giriş ve çıkışlar kapatılmıştı. Elektrik, su, ilaç ve gıda erişimi ciddi kriz haline gelmişti. Havalimanının altından geçen 4 ay 4 günde inşa edilen yaklaşık 800 metrelik tünel, Saraybosna’nın hayatta kalma hattına dönüştü.

Umut Tüneli4
Bosna Savaşı’nda hayatları kurtaran geçit: “Umut Tüneli” / Fotoğraf: AA​​​​​

Bugün tünele girdiğinizde hissettiğiniz ilk şey tarih değil, sıkışmışlık.

Dar tavan, nemli hava ve karanlık koridor savaşın teorik değil, fiziksel bir gerçeklik olduğunu hissettiriyor. Şehir burada saldırıya uğramamış, adeta nefessiz bırakılmış.

Bazı altyapılar ulaşım için değil, bir toplumun hayatta kalabilmesi için inşa edilir. Tünel tam olarak böyle bir yer.

Şehri anlatanların söylediği ortak bir cümle var:

Tünel olmasaydı, bu şehir ayakta kalamazdı.

Umut Tüneli1
Saraybosna’da dikkat çeken bir diğer şey, mezarlıkların şehirle kurduğu ilişki.

Birçok Avrupa kentinde ölüm gündelik hayatın dışına taşınır. Mezarlıklar şehir merkezinden uzaklaşır, görünürlüğü azalır. Saraybosna’da ise mezarlar apartmanların, yolların, parkların hemen yanında yaşamaya devam ediyor.

İlk başta bu durum insana ağır geliyor. Sonra fark ediyorsunuz ki şehir ölümü görünmez hale getirmemiş. Bu mimari değil, kültürel bir tercih. Çünkü hafızanın korunması bazen insan eliyle bir anıt dikmekten değil, hayatın akışı içinde görünür kalmasından geçiyor.

Saraybosna’nın hafızası müzelerde değil, günlük hayatın içinde yaşıyor.

AA2
Belki de şehri Avrupa’daki birçok kentten ayıran en temel fark burada başlıyor.

Avrupa’nın birçok şehri travmayı düzenlerken, Saraybosna travmayı görünmezleştirmeden yaşamayı seçmiş.
Mesela Berlin’de Holokost hafızası son derece güçlüdür, ama çoğu zaman belirli anıt alanlarında yoğunlaşır.

Paris, Prag veya Viyana gibi şehirlerde savaşın fiziksel izleri gündelik hayatın içinde daha sınırlı hissedilir. Modern şehir estetiği anlayışı çoğu zaman geçmiş ile bugünün arasına mesafe koyar.

Saraybosna’da ise bu mesafe tam olarak oluşmamış.

Hafıza belirli bir müzeye hapsolmuyor, resmi anıtlarda yaşamıyor, gündelik hayatın tam ortasında yaşıyor.

Bu yüzden şehirde yürürken savaş bir tarih bilgisi gibi değil, mekânsal bir gerçeklik gibi hissediliyor.

Belki de Saraybosna’yı farklı yapan şey, geçmişi geride bırakamamış olması değil, geçmişi görünmez hale getirmeden yaşamayı öğrenmiş olması.

Her şeye rağmen şehir yaşamaya devam ediyor. Kafeler dolu. Tramvaylar çalışıyor. Gençler sokaklarda vakit geçiriyor. Akşam olduğunda şehir canlı kalmaya devam ediyor. Ama bu canlılık geçmişin üzerini örtmüyor.

Bu denge çok dikkat çekici.

AA3
Yeni nesil Bosnalıların önemli bir kısmı savaşı birebir yaşamamış olsa bile şehir hafızayı sürekli görünür tuttuğu için bağ tamamen kopmuyor. Geçmiş burada anlatılmaktan çıkıyor, hissediliyor.

Saraybosna’dan ayrıldıktan sonra geriye yalnızca savaş hikayeleri kalmıyor. Daha büyük bir soru kalıyor:

Bir şehir iyileşmek için ne kadar unutmalı?

Modern dünyanın önemli bir kısmı unutmayı ilerleme ile eş anlamlı görüyor. Daha temiz, daha hızlı, daha steril şehirler üretmeye çalışıyor.

Geçmişin izleri çoğu zaman estetik kusur olarak görülüyor. Bazen kaldırılıyor, bazen yenileniyor ve sonuçta görünmez hale getiriliyor.

Oysa hafıza yalnızca geçmişe ait değildir. Bir toplumun kim olduğunu, ne yaşadığını ve hangi bedellerle bugüne geldiğini hatırlama biçimidir.

Saraybosna’nın bana bıraktığı en güçlü düşünce de buydu. Şehir, savaşın içinde yaşamıyor. Ama savaşı yokmuş gibi de davranmıyor. Belki de gerçek iyileşme tam burada başlıyor.

Bu yüzden Saraybosna’da en çok hissedilen duygu hüzün değil.

Saygı.

Geçmişe duyulan saygı. Hayatını kaybedenlere duyulan saygı.

Ve bütün bunlara rağmen hayatın devam edebilmiş olmasına duyulan saygı.

KAYNAK: Dilara ERGÜL  – ergulldilara@gmail.com Independent Türkçe

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar