2. Karabağ Savaşının Yıldönümü
Bugün 27. Eylül. 2020’de başlayan 2. Karabağ Savaşının Yıldönümü…
Bu savaş yakın tarihte yaptığımız Türk savaş aklını, tecrübesini, kabiliyetini ve işbirliğini göstren en önemli mücadelelerin başında gelir.
*** *** ***
İlk Kurşuna Kadar
Her savaşın bir başlangıç tarihi vardır; ancak bu tarih, her zaman ilk kurşunun atıldığı anla örtüşmez. 27 Eylül 2020, açık askerî çatışmanın başlangıç tarihi oldu. Ancak yaklaşan İkinci Karabağ Savaşı’nın mantığı ve dinamikleri çok daha önce şekillenmeye başlamıştı.
– AGİT Minsk Grubu çerçevesindeki görüşmeler de dâhil olmak üzere, yıllarca sürdürülen müzakereler neden Karabağ sorununun kalıcı bir barışla sonuçlanmasını sağlayamadı?
– Ateşkes rejimini yönetmek ile çatışmayı çözmek birbirinden farklı iki durumdur. Minsk süreci uzun yıllar boyunca yeni ve büyük ölçekli bir savaşın önünü kesti; ancak temel siyasi çelişkiyi çözemedi.
Bu süreç içerisinde güç dengesi de değişti. Ermenistan, 1994 sonrasında ortaya çıkan statükoyu kalıcılaştırmaya çalışırken savunma hatlarını güçlendirdi. Azerbaycan ise ekonomisini geliştirdi, ordusunu modernize etti ve devlet kapasitesini artırdı.
Bu nedenle “dondurulmuş çatışma” tanımını şartlı bir kavram olarak görüyorum. Çatışma donmuş değildi; aksine çatışmanın içerisinde gerilim birikiyor, güç dengesi ise zaman içerisinde değişiyordu.
Minsk Grubu eşbaşkanları statükonun kabul edilemez olduğunu defalarca ifade ettiler. Ancak bu önerileri nihai bir anlaşmaya dönüştürebilecek siyasi irade ortaya koyamadılar.
– Bugün geriye dönüp 2016 Nisan çatışmalarına baktığınızda, 2020’de yaşanacak savaşın hangi işaretleri o dönemde görülebiliyordu?
– Öncelikle şunu belirtelim: 44 günlük savaşın ön koşulları, 1994 yılında çatışmaların sona ermesinden hemen sonra oluşmaya başladı.
2016 April (Nisan) muharebelerinde temas hattındaki eski istikrarın ortadan kalktığı görüldü. Temas hattının aşılması, Azerbaycan tarafında mevcut savunma düzeninin “aşılamazlığına” ilişkin algıyı da değiştirdi.
İkinci olarak, Azerbaycan geçen yıllar içerisinde ekonomik ve askerî kapasitesini istikrarlı biçimde artırdı. Mecazi anlamda söylemek gerekirse, Hazar’dan güç devşirdi, güçlendi ve hazırlandı.
Yanında Türkiye vardı; deneyimiyle, bilgisiyle ve desteğiyle. Böylece istihbarat, ateş gücü, personel eğitimi, komuta ve farklı kuvvet unsurlarının koordinasyonunu bir araya getiren bütünleşik bir askerî sistem oluşmaya başladı.
Üçüncü unsur ise psikolojik faktördü.
Geçmişte kazanılmış bir zafer, gelecekte de üstünlüğün devam edeceği anlamına gelmez. Bir taraf (Ermenistan) eski güç dengesi algısıyla yaşamaya devam ederken, diğer taraf (Azerbaycan) aldığı yenilgiden ders çıkarıyor ve askerî sistemini yeniden yapılandırıyorsa, er ya da geç güç algısı ile gerçek güç arasındaki farkın ortaya çıkması mukadderdi.
Nisan 2016, bu farkın ilk ciddi göstergesi oldu.
2019 yılında ise David Tonoyan’ın “yeni topraklar için yeni savaşlar” şeklindeki açıklamaları ve Nikol Paşinyan’ın Karabağ konusundaki sertleşen söylemleri, Azerbaycan ve Türkiye’de kaygı verici sinyaller olarak algılandı ve tehdit algısını belirgin biçimde güçlendirdi.
– Temmuz 2020’de çatışmaların Karabağ’dan uzakta, Tovuz bölgesinde yaşanmasının stratejik önemi neydi?
– Tovuz’daki çatışmaların gerçek amacının ne olduğu konusunda farklı değerlendirmeler yapılabilir. Ancak çatışmaların yaşandığı bölgenin stratejik önemi konusunda herhangi bir şüphe bulunmuyor.
Karabağ Savaşı üzerine çalıştığım kitap için yaptığım araştırmalar sırasında şu sonuca vardım: Ermenistan’ın hedefleri öylesine ileri boyutlara ulaşmıştı ki, belirli bir aşamada Azerbaycan’ın parçalanmasına kadar uzanabilecek bir girişim ihtimali ortaya çıkabilirdi.
Bana göre Tovuz’daki stratejik düğüme yönelik saldırı da bu bağlam içerisinde değerlendirilmelidir.
Çatışmalar, Hazar enerji kaynaklarının dünya pazarlarına ulaştırılmasını sağlayan altyapı tesislerinin yakınında gerçekleşti.
2016 yılı, önceki askerî güç dengesinde bir değişimin başladığını gösterdi. Tovuz’da ise tek bir stratejik noktada askerî, enerji ve ulaşım faktörleri kesişti.
2020 yılı, bütün bu sistemin yeni bir aşamaya geçtiğini gösterdi.

Tovuz, 27 Eylül’de yaşananların tek nedeni değildi. Ancak temmuz çatışmalarının ardından Türkiye-Azerbaycan askerî iş birliği belirgin biçimde yoğunlaştı ve geniş kapsamlı ortak tatbikatlar gerçekleştirildi.
Tovuz bölgesel risk değerlendirmelerini önemli ölçüde etkiledi.
– Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri’nin yıllar süren modernizasyonunda ortaya çıkan en önemli niteliksel değişim neydi? Sizce kritik eşik ne zaman aşıldı?
– Kritik eşik, Azerbaycan’ın silahlı kuvvetlerin münferit unsurlarını geliştirmekten çıkıp bütünlüklü bir savaş yürütme sistemi kurmaya geçtiği anda aşıldı.
Modern bir ordu birbirine bağlı bir mekanizmadır: İstihbarat hedefi tespit eder, komuta-kontrol sistemi bilgiyi işler, ateş destek unsurları hedefi vurur, kara birlikleri elde edilen başarıyı geliştirir ve lojistik sistem operasyonun sürdürülebilir temposunu sağlar.
Bunlara iyi yetişmiş personeli, ekonomik dayanıklılığı, siyasi iradeyi ve toplumun yüksek motivasyonunu da eklemek gerekir.
Azerbaycan’ın 2020’deki temel avantajlarından biri tam olarak buydu: Teknoloji ile doktrin, komuta ile personel, ateş gücü ile manevra tek bir sistem içerisinde birleştirildi.
Türkiye ile gerçekleştirilen ortak tatbikatlar da önemli bir rol oynadı. Bu tatbikatlar askerî prosedürlerin geliştirilmesine, terminolojinin ve kuvvetlerin sevk ve idaresine ilişkin yaklaşımların uyumlaştırılmasına katkı sağladı.
Bununla birlikte, taarruzun en ön cephesinde faaliyet gösteren özel kuvvetler; cephenin yarılmasında, psikolojik ve askerî üstünlüğün sağlanmasında ve düşman savunmasının derinliklerinde gerçekleştirilen operasyonlarda kilit rol oynadı.
Bu açıdan Karabağ Savaşı, farklı kuvvet unsurlarının ortaklaşa yürüttüğü benzersiz bir operasyondu ve bu operasyonun merkezinde özel kuvvetler bulunuyordu.
– Türkiye ve Rusya faktörleri, savaş öncesinde Bakü ve Erivan’ın risk değerlendirmelerini nasıl etkiledi?
– Türkiye’nin siyasi desteği, ortak tatbikatlar, askerî eğitim, savunma sanayii alanındaki iş birliği ve operasyonel tecrübe paylaşımı Azerbaycan’ın stratejik konumunu güçlendirdi.
Rusya ise güvenlik alanında Ermenistan’ın müttefiki olmayı sürdürürken aynı zamanda Bakü ile önemli ilişkilerini koruyor ve Türkiye’nin artan etkisini giderek daha fazla dikkate alıyordu.
2020’ye gelindiğinde Moskova ve Ankara’nın bölgesel güç dengesinin şekillenmesindeki rolü özellikle belirgin hâle gelmişti.
Teorik olarak diplomatik çözüm hâlâ mümkündü.
Asıl sorun şuydu: Müzakereler zaman kazandırıyor, ancak siyasi gerçekliği değişen güç dengesiyle uyumlu hâle getiremiyordu.
Bu nedenle İkinci Karabağ Savaşı, 27 Eylül 2020’den çok daha önce başladı.
27 Eylül, değişen güç dengesinin artık diplomasi masasında değil, savaş alanında belirlenmeye başladığı temel gerçekti.